"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur." J. B. Priestley, The Good Companions, 1928

30 Ocak 2011 Pazar

Hadi Ordan



- Maç boyu Culio'yu tekme ve tokatlarıyla provake eden ve sarı kart gösterten Ali Tandoğan,

- Dizini Emre Çolak'ın götüne sokmaya çalışan ve sonra da sarı karta itiraz eden Stepanov,

- Takımın her geri düşüşünde kimseye pas vermemeyi, kornerleri balon gibi şişirerek kullanmayı sorumluluk almak olarak algılayan, takımın ağabeyi Ayhan,

- İlk golde nereye baktığını anlamadığım, çünkü eğer pozisyona bakıyorsa karakter ve haysiyetine işediğim yan hakem,

- Stepanov'un elle kestiği topu, Miller'ın golde elle aldığı topu görmeyen, Bursa'lıların tekmelerini iki elini yana açarak bakışlarla uyaran, Galatasaray'lıların faullerini şaka gibi sarı kartlarla cezalandıran hakem Bülent Yıldırım,

- Emre Belözoğlu'dan yediği tokatlara, maruz kaldığı itilmelere kart vermeye götü olmayan ama Ayhan elini omzuna dokundurduğu için sarı kart çıkaran hakemlere sahip onurlu kurum TFF,

- Ankaragücü'yle ASY'de oynadığımız maçtan sonra bile ilk 11'de oynamasını ancak yönetimden veya teknik heyetten birinin kızıyla çıkma ihtimaline bağlayabileceğim ve sezon başındaki hantallığından bir adım ileri gidememiş, kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bir takımda oynarken bile iki ıslıkla eli ayağına dolaşan, bu kafayla asla Aykut'u kesememesi gerektiğini düşündüğüm Ufuk,

- Devre arasında arkadaşıma "Bizim takımın bir maçta iki gol atabileceğini sanmıyorum." dedim, o da "Özellikle deplasmanda rakip kaleye gidecek dermanı olmayan 11 kişiden başka bir şey yok." dedi. O daha haklıydı galiba. Buna istinaden bundan sorumlu olanlar, (eksik oyuncular mı, teknik heyet mi, şu an kestiremiyorum halen),

- Benzer hakem hataları kendi takımı aleyhine olduğunda hemen "Hakemler hakkında konuşmuyoruz ama..." diye lafa başlayıp lafları giydiren, fakat dünkü maçtan sonra konuşmasında hakem bahsi geçmeyen Ertuğrul Sağlam,

HADİ ORDAN...

Bu arada maçtan sonra Sabri'nin açıklamaları:
"Hakem de hata yapabilir Ufuk da. Bizim daha iyi oynayıp hakemi de yenmemiz, arkadaşlarımızın hatalarını da kapatmamız lazım."

eyvallah

25 Ocak 2011 Salı

2011 Oscar adayları


En iyi film ve yönetmen dışında ilgilenmediğim bir değerlendirmedir Akademi Ödülleri. En iyi film dalında 6 filmin ülkemizde viyona girmemiş olmasından dolayı sağlıklı yorum yapabilmek güç ama Zoraki Kral -King's Speech 'in ödüle yakın olduğu konuşuluyormuş. Benim ise merak ettiğim filmlerin başında Siyah Kuğu ve 127 saat geliyor. Ne diyelim hakeden kazansın.


EN İYİ FİLM

Sosyal Ağ (The Social Network)-

Black Swan (Vizyon tarihi 25 Şubat 2011)

The King's Speech (Vizyon tarihi 18 Şubat 2011)

The Fighter (Vizyon tarihi 11 Şubat 2011)

Başlangıç (Inception)

The Kids are All Right (Vizyon Tarihi 11 Mart 2011)

127 Saat (127 Hours) (Vizyon tarihi 11 Şubat 2011)

Oyuncak Hikâyesi (Toy Story 3)

True Grit (Vizyon tarihi 25 Şubat 2011) Winter's Bone(Vizyon tarihi 4 Mart 2011)

EN İYİ YÖNETMEN-

Darren Aronofsky / Black Swan

David O. Russell / The Fighter

Tom Hooper / The King's Speech

David Fincher / Sosyal Ağ

Coen kardeşler / True Grit

Çorbadaki Sinek


Şu an hala aklıma geldikçe gözlerimin dolmasına sebep olan, rahmetli Özhan Başkan'ın Fatih Altaylı'nın Teke Tek programına katılışını hatırlıyorum. Programda Fatih Altaylı Özhan Başkan'ı eleştirdikçe eleştiriyor ama dönem sonu başkanlığı bırakacağını açıkladığında ise Altaylı'nın gözleri doluyor ve bir-iki damla göz yaşı akıyor. İşte Galatasaraylılık bu. Kol kırılır yen içinde kalır. Yapıcı şekilde eleştirir, eleştirilir.


Sayın Helvacı ise demiş ki:
Galatasaray'ın yönetim kurulu toplantısının ardından basın mensuplarına bir açıklama yapan Helvacı, "Başkan Adnan Polat ile birbirimize söyleyeceğimiz şeyler vardı, Bugün de onları konuştuk. Kendisi bana, daha fazla başkan yardımcısı olmamamı söyledi. Daha sonra da yönetime dağıtım sundu. Bu dağıtım da oylandğı zaman sonucu göreceğiz. Bugünden sonra artık ikinci başkan olmadığım için rahatça konuşacağım. Bundan sonra o yük omuzumdan kalktığı için sizlere daha rahat açıklamalarda bulanacağım" dedi.

Sen ki Galatasaray ananelerine göre yetişmiş, Gs Lisesi mezunu, Hukukçu bir öğretim üyesisin. Galatasaray'da başkanlık sistemi olduğunu bizden çok daha fazla biliyorsun. Aslında hiç sevmediğim bir lafla yazımı noktalamak istiyorum. "Helvacı Ya Sev Ya Terket"

The Newborn : Kewell


Bugün Galatasaray antrenman raporunu okudum. Baros antrenmanın tamamında takımla beraber çalışmış. Kazım ve Stancu korkusu çoktan bacayı sarmış baksanıza. Bu arada Kewell dün yarıfinali getiren golü bugünde final yolunda kilidi açan golü attı. Yarın sanırım Yekta ve Kewell korkusu ile Arda takımla beraber çalışmalara başlar. Gökhan Zan ise hiç zahmet etmesin. Sekiz kolu bacağı olsa ne Cana'yı kesebilir ne de Avustralya ile bütün maçlarda 90 dakika oynayan Neill'i. Toplasın valizini gitsin.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Hagi'nin Galatasaray'ı

Dün saolsun bir arkadaşımın daveti ile Sivas maçına gittim. Öncelikle kimse kusura bakmasın, Ali Sami Yen Ruhuymuş onu bunu bilmem ama yeni stat muhteşem. Eski stat kutsal ismi dışında bana Halkalı gibi geldi TT Arena'nın yanında. Dik ve şaşalı mimarisi ile tamamlanmamış hali bile insanın tüylerini ürpertiyor. En son Sinan Erdem Spor Salonu'na gittiğimde bu duygulara kapılmıştım. Stat çıkışı için mutlaka çözüm önerileri vardır diye düşünerek bu konuda herhangi yorumda bulunmayacağım.

Öncelikle Yekta'nın ilk 11'de olmasına ne kadar sevindiysem, Barış ve Emre Çolak'ı ilk 11'de görünce aynı oranda hayal kırıklığına uğradım. Hakan Balta stoperde değerlendirilip, Insua sol bekte, Cana'da ortasahada değerlendirilebilirdi diye düşündüm. Barış'ın oyun içerisindeki aciz görüntüsünü görünce Galatasaray forması bu kadar ucuz olmamalı diye tekrar düşündüm. Emre sol açıkta sağ ayağının olmaması sebebi ile sadece sola kanalize oluyor, içeri katedişlerinde sola çekiyor, Ayhan ise her zamanki gibi kaçak güreşip Yekta'ya pas vermemekte ısrar ediyordu. Neyse ki Yekta'da öyle bir özgüven vardı ki, ne Barış'ın ne de Ayhan'ın papazlıklarını soğukkanlı ve dikine oyunu ile yenmesini bildi.

Takımdaki asıl problem bloklar arasının oldukça uzak olması ve göbekte ki adamların top almak için yeterli çaba göstermemesi. Bu ortasaha üçlüsünden ikisinin Barış ve Ayhan olması problemin çözümünü en iyi şekilde gösteriyor sanırım. Sadece Culio ne kadar pas verecek adam bulamaması sebebi ile bazı zamanlarda topu gereğinden çok tutmuş gibi görünse de Galatasaray formasına çabuk alıştığının ve Papazlar tarafından ezilmeyeceğğini bizlere gösterdi.

Ufuk: Maçı getiren kurtarışı yapmasına rağmen özgüven probleemi yaşıyor ve gereğinden fazla çizgide kalıyor.
Sabri: İyi niyeti, defansif katkısı, goldeki katkısı ile gecenin iyilerindendi.
Servet: Satadın ilk golünü atarak tarihe geçti.
Cana: Muhteşemdi.
Hakan Balta: Hagi 60 dakika dayanabildi, başka söze gerek yok sanırım
Culio: Topun Galatasaray'da kalmasının en önemli sebebi idi. Kaleyi biraz daha fazla düşünmeli
Yekta: Maç boyunca kimse Arda nerede diye sormadıysa sebebi Yekta idi.
Emre Çolak: Kanatta değil, içeride oynamalı.
Ayhan -Barış: Yuhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh
Colin Kazım: Ortasaha gelerek top almaya çalışmasının tek sebebi yukarıda yuhladığım adamlardı. Top oynamak yerine Galatasaraylı futbolcularla oynamaya gelmiş Sivassporlu futbolcularla çok iyi boğuştu ve ezilmedi. Kaleyi düşünmeli. Formasına alışmış durumda.
Stancu: Dün bir bugün iki. Oynadıüğı 30 dakikada gole ne kadar yakın olduğunu, adam eksiltmedeki başarısı ve kaleyi düşünmesi kendisi için en büyük artılar.

Sivasspor taraftarı: RTE tezarürahatınızla yalakalık-provakatörlük arası hangi çizgide olduğunuz hiç umrumda değil. Rıza Çalımby Simao'ya gösterdiği gibi sizlere de yakında Türkiye'de oynanan oyunu gösterecek?? sizlerde çok zevk alacaksınız, hazırlanın..

Galatasaray taraftarı: Size o stadı doldurmak yakışır. O satada da dolmak.

Galatasaray
Ufuk Ceylan, Sabri Sarıoğlu, Servet Çetin, Lorik Cana, Hakan Balta (Dk.63 Insua), Ayhan Akman (Dk.80 Mustafa Sarp), Barış Özbek, Emmanuel Culio, Emre Çolak (Dk.58 Bogdan Stancu), Yekta Kurtuluş, Kazım

Yedekler
Aykut Erçetin, Insua, Aydın Yılmaz, Mustafa Sarp, Ahmet Kesim, Bogdan Stancu, Anıl Dilaver

Sivasspor
Korcan, Uğur, Navratil, Hayrettin (Dk.46 Mehmet Nas), Ziya, Grosicki, Kadir, Tomas, Erman (Dk.75 Eneramo), Mehmet Yıldız, Pedriel (Dk.46 Kamanan)

Sarı Kartlar
Dk.34 Lorik Cana, Dk.36 Emmanuel Culio (Galatasaray), Dk.14 Rada, Dk.28 Ziya, Dk.73 Navratil (Sivasspor)

Gol
Dk.69 Servet Çetin (Galatasaray)

23 Ocak 2011 Pazar

Aslan Kafalı Kartal: Griffin

Griffin Yunan mitolojisinde aslan kafalı kartal gövdeli anlamına geelir. Blake de aynı Aslan gibi güçlü, kartal gibi atletik. Çaylak sezonunda yaptıkları ileride yapacaklarının teminatı sanırım. Geçen sezon stress kırığı sebebi ile hiç oynayamamıştı draftın 1 numarası. Bu sezon ise esiyor. Keşke takımı da ona biraz ayak uydurabilse. Nba hiç olmadığı kadar süperstarlara gebe.

Kevin Durant, Derick Rose, Blake Griffin, Kevin Love sadece aklıma gelen 23 yaş altı adamlar.

Griffin in dünkü performansı 30 sayı 18 ribaunt
Duran ın dünkü performansı 30 sayı 12 ribaunt
Rose un dünkü performansı 24 sayı 8 asist

Bu arada Nba performansını buradan eleştirdiğimiz Semih Erden Shaq'ın sakatlığını çok iyi değerlendirmiş durumda. Aldığı süre 20 dakikanın üzerine çıktı ve double-double a yakın performans sergilemeye başladı. Buradan selam olsun kendisine.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Kenny Milleroğlu


Bursaspor ne cüretle ismi bira markası olan bir futbolcu transfer eder. Yakında ellerinden stadları alınırsa görürler günlerini. Hadi bu kıyakta benden olsun.

Çocuum sen artık Kenny MİLLEROĞLU'sun.

Kahrolsun Gs - Yaşasın NTVSpor




"Antalyaspor'un grupta 2 maçı var. Yarın Galatasaray'ı yenerlerse ve son maçta da Denizlispor'u farklı yenerlerse averajla Galatasaray'ın gruptan çıkamama ŞANSI var."


Güntekin Onay (%100 Futbol)

Alkışlarla yaşıyoruz



Tabi, kimse Galatasaray'ı veya Galatasaraylıyı çok sevdiğinden yapmadı bu stadı...

Objektif bakarsak şöyle gerçekler var:

- Bu stadı kim, nasıl yaptırdıysa, kimin ne kadar parmağı varsa; sonuçta, bu stad ülkemiz, en çok da Galatasaray için çok ama çok güzel bir şey. Bunu zaten herkes biliyor. ASY 'nin UEFA kriterlerinin altında kalma ihtimali yüksekti bildiğimiz gibi. Herkesin siyasi bir görüşü olabilir, herkesin protesto ve eylem hakkı da vardır hukuken; ama, bu stad veya benzer iyilikte bir şeyin siyasi görüşümüze ters olan insanlar tarafından yapılması, bizi körü körüne bir reaksiyona itmemeli. Şöyle de diyebiliriz: Bu stadın yapılma aşamasında, 5 yıldır, bu olayla bizzat başbakan ilgilendi; alternatif yollarla, ödeneklerle, işçilerin para alamadıklarındaki eylemlerinde bile vs. Ve o başbakan olayın bu kadar içinde olmasa, bu stad bu kadar sürede biter miydi? Şüpheli. 5 yıldır herkes bu stadın açılacağı günü iple çekerken, kimse bilmiyor muydu başbakanın bu işle bizzat ilgilendiğini? Adnan Polat her konuşmasında teşekkür etmiyor muydu kendisine? Peki kimse çıkıp da dedi mi, "Başbakan yaptıracağına hiç yapılmasın, istemiyoruz." diye? Ben duymadım, okumadım. Demek ki, neymiş? Düşmanına ya gebe olmayacaksın, ya da gebe olduysan artistlik yapmayacaksın.

Bir de diğer boyutu var olayın:

Başbakan ve TOKİ başkanı için sürpriz olmuştur bu protesto. Dünya Basketbol Şampiyonası'ndaki durumdan farklı bence olay. Fakat, bu protestoları olgunlukla karşılamak yerine;

- Bir başbakanın çıkıp da, Galatasaray'ın bir kuruş parası yoktur demesi,
(Ödeneklerdeki paraları, vergi olarak kim verdi acaba? Islıklayan kimse vermedi mi?)

- Bir başbakanın çıkıp, taraftarları üzerinden Galatasaray kulubünü tehdit eden konuşmalar yapması,
(Bu takım maçlarını nerde oynarsa oynasın, taraftar hiç usanmadan oraya gider, kimi neyle tehdit etti acaba? İkitelli'ye gidip sabaha karşı dönmedi mi insanlar evlerine kaç kere?)

- AB Genel Sekteterliği'nin müşavirinin twitter'da protesto eden taraftara "şerefsiz, nankör" demesi; başka birinin "babaları belli değildir." demesi,
(Bu arada, ülkeyi yöneten insanların bile, liseli kızlar gibi internet ortamından ahkam kesmesini anlamış değilim, bu karaktersizlik ve korkaklıktan başka bir şey olamaz.)

- TOKİ başkanının rahmetli Özhan Canaydın için kullandığı kelimeler

vs.

...

Buraya bir şeyler yazdım ama sürekli silmek zorunda hissettim. Çünkü ya hislerimi yansıtmayacak kadar yumuşak olacaklardı, ya da her açıdan falsolu.

eyvallah

16 Ocak 2011 Pazar

Şampiyon Papazlar


Hakederek gelen şampiyonluk, özellikle oynamaktan çok oynatmamak üzerine, yıldırma üzerine stratejilerini belirlemiş bir takıma karşı kazanıldığında çok daha büyük bir keyif veriyor. Centilmen yapısı ile bilinen takımımız, aslına bakarsanız nasıl finale çıktığına bile anlam veremediğim, hiç bir plan programı olmayan rakibe karşı belli bir süre sinir stabilitesini koruyamasa da, oyuna gelmeyerek haklı bir şekilde ŞAMPİYON oldu.

Özellikle şampiyon takımdan ferdi ödül çıkmaması, Alper'in bir türlü bitmeyen cezası organizasyonun anlama veremediğim davranışları.

Olsun en azından bugün Papazlar oyun oynamadan şampiyon olunamayacağını rakip takıma gösterdi. Sarı kartı olan 4 numaralı oyuncunun ikinci yarıya 12 numara ile çıkması, tellerde KASITLI bir şekilde (kimseyi kandırmasınlar, kendileri de herşeyin farkında) özellikle kaval kemiğimize vurmaları, kontrolsuz dalaşmaları, ortamı devamlı germeleri kendilerine hiç mi hiç yakışmadı. Evet haklılar ağzımdan "Sı..cam oynadığın oyuna" diye adrenalin top yaptığı noktada bir argo kelime çıktı ama beni buna iten neden kesinlikle benim yaptığımdan çok daha çirkin. Topsuz alanda hakem arkasını döndüğü anda 4 numaralı Ali isimli arkadaş direk ayağıma KASITLI (yazımı okuyacak mısın bilmiyorum kardeş ama olanı bir sen, bir ben bir de Allah biliyor) bir şekilde tekme attı. Turnuva kariyerim çok uzun olmasa da komite ve takım arkadaşlarım benim bu tarz tartışmalardan uzak olduğumu biliyorlar , saolsunlar Seko böle bir çıkış yaptıya doğrudur anlayışları için teşekkür ederim.

Bir iki kelam da Yavuz'a. Takımın şampiyonluğunda çok ama çok büyük katkın var. Muhteşem sol ayağın, devamlılığın çok daha iyi yerlerde olman için sadece bir iki neden. Sol golün ve takıma getieridğin şampiyonluk için KOCA BİR TEŞEKKÜR. Sadece senden istediğim takım arkadaşlarına biraz fazla güvenmen ve onları oyuna katman. Çünkü sen topu aldığında ben artık kaleye doğru koşmuyorum, çünkü pas vermeyeceğinden çok ama çok eminim. Bize sana çok güveniyoruz, seviyoruz, tertemiz bi arkadaşımızsın.

Sanırım gelecek sezon için kadroyu genişletme yoluna gidicez. Zaten ilk 7 de banko oynayabilecek şu anda aktif 10 adamımız var. 1.ligin uzun ve zorlu maratonunda özellikle İbrahim ve genç kardeşim Alper'den çok fazla faydalanıcaz. Yeri geldiğinde biz kenarda oturucaz ve onları destekliycez.

1-2 takviye ile en azından kendi aramızda maç yapacak sayıya ulaşsak, hafta içi maçlarda haftasonu kadrosunu kurabiliriz. Kanımc ligde değişiklik haklarımızı tamamen kullanarak diri arkadaşları sahaya sürmeliyiz.

Madalyalarımızı aldık, kupamızı aldık. Artık 1.ligdeyiz. En az yarı finali oynayacağımza eminim. Bugün resmen canını dişine takan sakatlanma pahasına tekmeye kafa uzaten bütün arkadaşlarımı canı gönülden kutluyorum

Oldu mu?




- Protestolar Adnan beyin de dediği gibi organize bir hareket olsa gerek. Görmedim, duymadım ama birkaç grubun spontane hareketi olsa bu kadar reaksiyon almazdı diye düşünüyorum. Asıl ilginç olan şu; Adnan Polat bunları yapanları bulup gereğini yapacapız demiş. Birkaç yıl önce son haftalarda ASY'de fenerbahçeye 2-1 yenildikten sonra stadı yağmalayan taraftar için: "Bu insanlar Galatasaray taraftarı değil, Juninho ile bizzat el sıkışmıştım, sırf bu tablo yüzünden vazgeçti. Bu ayyaşları Seyrantepe'ye almayacağım." demişti.. Bu iki açıklamadan sonra her türlü yorum yapılır. Ben diyorum ki, babalar gibi alırsın başkan, her ne kadar yönetim istifa deseler de, sen onlarsız yapmazsın. Zamanında çok kıyakları oldu sana... Neyse.

- Yazıya böyle bir giriş bence de çok hoş olmadı, ama, staddaki görsel şova ait diyecek çok bir şey yok. Önceki postta adı geçen Erol'un kardeşine çekilişten iki kişilik davetiye çıkması ve maça gitmesi, o şovu izlemememe sebep oldu da diyebilirim.

- Maça gelirsek, bu kadar ciddi bir maç olacağını beklemiyordum. Hatta 2-0 veya 2-1 Galatasaray alır diyordum. Çünkü bu tarz açılış maçları ev sahibi takıma biraz toleranslı oynanır. Olimpiyat açılışında Olympiakos maçında öyleydi mesela. Ama yaş ortalaması 23 olan bir takım, çok hırslı ve hareketliydi. Bizim takım 60'dan sonra o tempoya dayanamadı.

- Rakip oyuncuları gördükten sonra, bizdeki genç yetenek yıldız adayı denen çocukların, Avrupa konusundaki hayallerinin Walt Disney'in ünlü sözünden fazla bir anlam içerdiğini söylemek zor.

- Suarez'in hakkını verelim, o da Ayhan gibi kazanmak istemedi.

- Pres denen kavramı ben mi yanlış öğrendim acaba? Takım kendi sahasında beklerken, gerilerden kopup gelen bir veya iki kişinin geri 4'lüden (kaleci dahil 5) topu kapmaya çalışması, hele topla hızlı çıkan takımlara karşı, saçma değil mi? Ayhan'ın boş kaleye kaçırdığı gol öncesinde Sabri'yi alkış yağmuruna tutanlar, rakip topu uzaklaştırsaydı, geride nasıl yakalanacağımızı görmüyorlar tabi.

- Emre Çolak'ta Arda'laşma sezdim. Gereksiz "pas vermeme", yanlış tercihler baş göstermeye başlamış. Aman koçum.

- Fizik olarak 3 gömlek fark vardı. Geçen bir postta da söyledim, ülkemizde çok geçen "Barcelona modeli" lafı var ya, önce Ajax'ı örnek alın diye. Mücadele? Teknik? Ayakta kalma? Başka ne istersiniz?

- Hagi Avrupa'da bir şeyler yapmak için 2 yıl lazım diyor. İyimserlik...

- Zemin çok kaygandı ama neden?

- Kazım ve Culio yine iyiydi. Ayak uyduracak bir ön libero = ilaç.

- hoşbulduk...

Erol'un isteği üzerine edit: Şovu izleyemedim, çünkü evde değildim. Stada bensiz gittiği için kıskandım mı Erol'u? Mmm, bilmem...

14 Ocak 2011 Cuma

Yanlıştan Dönmek

video

Neresinden dönseniz kardır derler ya, öyle birşey olsa gerek. Musa Çağıran, Ali Turan ve Serdar Özkan geldikleri gibi gittiler. Hazırlık maçlarında ışık verseydi sadece Musa üzerinde biraz durulabilirdi o kadar. Serdar ve Ali Turan 1-2 seneye kalır Bank Asya 1.ligine imza atarlar. Seko demişti dersiniz.

İnşallah Colin kumarı tutar da yanlıştan dönülüp bir yanlış daha yapılmış olunmaz.

Bu arada videoyu football love da gördüm, paylaşmadan edemedim. Buradan bir selam olsun blogger kardeşime.

13 Ocak 2011 Perşembe

Kollanan Malatya


Aykut Kocaman maç sonrasında açıklama yapmamış. Son 20 yıldır kendisinden daha başarısız bir teknik adam geldi mi Fenerbahçe'ye hatırlamıyorum. Aldırmış olduğu kontraatak oyuncuları dahil oynattığı oyun sanırım hiçbir Fenerbahçeliyi mutlu etmiyor. Sadece efendi? olması ve eski bir golcü, en önemlisi Türk olması bu kadar katlanılası kılıyor kendisini. Daum'un yerine çöreklenmesi bile başlı başına etik dışı bi durum. Daha önce çalıştırdığı takımların hemen hemen hepsi (İstanbulspor, Ankaraspor ve Malatyaspor) yerlerde sürünürken (bunda ne kadar katkısı var kabul ediyorum büyük soru işareti), Hagi'nin belki de haklı sebeplerden dolayı eleştirilen teknik direktörlüğü kadar eleştirilmemesi garibime gidiyor. Ama eski takımı Malatyaspor sanırım bu galibiyetle yeni bir sayfa açacak. Geçen Rıdvan Ntvspor'da Fenerbahçe'nin yedeklerinden bile iyi bi takım çıkar diyordu ama sanırım 3.lig ayarında.

Bu arada ben Aykut Kocaman olayım ve demecimi vereyim " Ligde Trabzonspor kollanıyor, kupada Malatyaspor. Buradan hakemlere sesleniyorum. Kendinize gelin, adam gibi maç yönetin"

12 Ocak 2011 Çarşamba

Eskilerden, Benden, ASY'den



Fotoğraftan başlayayım. Arka sıra: Erol.. Ön sıra soldan sağa: Mahmoud Almbaideen, Sercan, Mohammad Bani Mostafa, ben...

2009 yılı. Aylardan şubat. Gülhane Askeri Tıp Fakültesi'nde 5. sınıf öğrencisiyim o zamanlar. Gülhaneli Aslanlar'ın da 2 liderinden biriyim. O sene Uefa finali Kadıköy'de oynanacak diye Avrupa maçlarına özel ilgimiz var İstanbul'a kaçmak için. Çok kez gizliden kaçıp gittik Sami Yen'e. Bordeaux rövanş maçı var. Yine coştuk, gidelim dedik. Maçtan sonraki gün sabah staj bitirme sözlüsü var. Maça 1 hafta kala, maçlara çok giden 5 kişi toplandık. Bir şekilde gitmeliydik bu maça. Kadıköy'e giden yolda takımla olmalıydık. Karar verildi. Ertesi gün beşimiz izin almaya gittik maç için. Şehir dışına, hele hafta içi, izin almak zordu, ama nasıl ağız yaptıysak kopardık izni. Maçtan birkaç gece önce oturup ne yapalım diye konuştuk, plan-program yapıldı. Birimizde araba vardı ve 5 kişi benzin ve bilet parasını topladık. Önemli olan 5 kişinin toplam masrafını yakalamaktı. Kim ne kadar verdi şu an bile hatırlamayız. Sonra iki kişi gece AnkaMall'da biletix kuyruğunda sabahladı ve biletleri alıp sabah dersine yetiştiler. Her şey hazırdı. Gidiyorduk.

Maç günü sabah hazırlıklar tamamlandı. Öğleden sonra hastalık bahanesiyle dersleri ekip çıktık yola. Değişmeli dinlenerek sürdük arabayı. Stada ulaştığımızda maça 1 saat kalmıştı. Hava çok soğuk. Hem ıslandık hem rüzgar var. Ama eski açığa girince her şey unutuluyor işte. Kimsenin aklında ne okul, ne ceza, ne sınav var.

Maç başlıyor. İlk 3'lü bitmeden gol yiyoruz. Olsun. Susmaya gelmedik Ankara'dan. Yenilsek de biz burdayız. Devam bağırmaya. 1-1 oluyor Arda ile. Sonra omuz omuzaya başlıyoruz, bu sefer o bitmeden Kewell vuruyor uzaklardan. İnsanlar gol diye zıplamaya başlıyor. Niye seviniyolar diyorum bir an, çünkü o top bence gol olamaz, top yan ağlarda diyorum. Sonra bakıyorum bizim oyuncular yumak olmuş, bizimkiler de üstüste. O golü dünya gözüyle gördüm ya diyorum, ölsem gam yemem. Neyse... Devreyi 2-1 önde kapatınca ve soğuktan üşümemek için beşimiz tezahürat yapıyoruz. Maksat zıplamak, ısınmak. Arkamızdaki grupla kaynaşma falan oluyor, muhabbet vs. İyiyiz gayet. İkinci yarı bizden uzak kaleye hücum ediyoruz. Önce 3-1 oluyor, yine Arda. 3-2 olunca bizi de bir telaş alıyor oyuncular gibi. 3-3 olunca iş başa düşüyor. Uyandırmalıyız takımı. Tur gidiyor. Maçtan önce "Kadıköy'e metrobüsle geleceğiz." derken ve 3-1 öne geçmişken bu olmamalı. Korner oluyor son dakikada. Lincoln kesiyor, defans uzaklaştırıyor. Top Sabri'nin önünde kaldığında benim sırtımda 5 kişi var çığlık atan, zor taşıyorum. Sabri tam topa vurduğunda dayanamayıp öne düşüyorum. İnsanların gol sesini duyunca hep beraber yerde seviniyoruz, çamurun içinde. Ben ağlıyorum hüngür hüngür. Etraftakiler çocuk ezildi açılın diyor. Sevinçten ağladığımı ifade edebiliyorum zorla... Maç bitiyor.

Çıkışta bizim için bir klişe olan Mecidiyeköy McDonald's ta yiyoruz yemeği. Kimsede ses kalmamış. Dönüşte yine arabayı nöbetleşe süreceğiz. Uykumuzun gelmemesi lazım. Yollar hem kamyon dolu, hem karlı. Yine marşlarla dönüyoruz. ipod'un şarjı bitince arabayı kaplayan sessizlik bizi zorluyor. Sırayla uykuya dalıyoruz. Daha doğrusu arkadaki 3 kişi, sanki kaza yapınca sadece öndekiler ölürmüş gibi direkt uyuyorlar. Benim de içim geçiyor bir ara. Gözümü bir an açıyorum ve arabayı süren arkadaşımın (Sercan)uyuduğunu fark edince hemen uyandırıyorum onu. İnip soğukta yürüyoruz biraz. O korkuyla da sabah gün doğmadan okula varıyoruz zaten. Hayatımız boyunca unutamayacağımız, inanılmaz güzel ve heyecanlı bir macera oluyor bu bizim için…

Önceden çalıştığım ders notlarına hızlıca bir göz atıyorum. Hemen sınava gidiyorum. Sözlüde ses kısık olunca da zor oluyor tabi. Hocalar da beni dağılmış görünce sabahlara kadar ders çalıştığımı sandığından mı yoksa ben soruları bildiğimden mi bilmiyorum, sınavdan geçiriyorlar beni…

Oraya ilk gittiğimde küçücük çocuktum. Aradan yıllar geçti, bazen üzüntüden bazen sevinçten ağladım orada, ama orası benim için hep ev gibiydi. Sınavdan kalırdım, maça gider rahatlardım. Kız arkadaşımdan ayrılırdım, maça gider yalnızlığımdaki dostum tribüne sarılırdım. Annemle kavga ederdim, birinden borç alıp maça giderdim. Şimdi senin yerinde alışveriş merkezlerini görünce de mi ağlayacağız be Sami Yen? Bu sefer senin yokluğuna mı ağlayacağız?

eyvallah

11 Ocak 2011 Salı

Sami Yen'de Son Nefes


Bugün aynı sırada okuduğum devre arkadaşım Şükrü PÜRLÜ üsteğmenin şehit olduğu haberiyle sarsıldım. Öncelikle Vatan Sağolsun. Ruhu şad, toprağı bol olsun Sivaslı, dürüst, mert arkadaşımın. Üzüntüm büyük, geçen sene de uçağı düşmüş fakat küçük bir kırıkla atlatmıştı. Bu sefer olmadı. Kendisi en büyük mertebe şehitlik mertebesine ulaştı. Öncelikle saygı ve sevgiyle anıyorum, canım kardeşim benim.

Uğur da bir maç yazısı yazacak mı bilemiyorum ama ben maçın bitmesini bekleyemedim. Zaten sabahtan beri midem asit salgılıyor, daha fazla dayanamadım. Bir şekilde düşündüklerimi tuşlara dökmeliyim ve rahatlamalıyım diye düşündüm.

Adnan Polat'a kızamıyorum öncelikle. Potansiyelizasyonu sağlayamadı sadece. Ne yaparsa yapsın kendisini eleştirmiş olmama rağmen iyi niyetinden şüphem yok. Hagi - Tugay hamlesi, Colin Kazım transferi, Türk Telekom Arena gibi belki doğru belki yanlıştı ama bence art niyet yoktu. Sadece saçma sapan, futbolculukla yakından uzaktan alakası olmayan adamlardan takımı kurtaramadı Adnan Polat. Mesela aşağıda saydığım oyuncuların hangisi Beypazarı Şeker Spor'da oynasa "Bu oyuncunun kumaşı iyi, ışık var" dedirtebilir.

Aykut..
Aydın..
Serkan Kurtulış..
Gökhan Zan..
Barış Özbek..
Insua.. (Benim için tam bi hayal kırıklığı)

Diğer taraftan Hakan Balta ne kadar eleştirilse eleştirilsin futbolu bilir yapısı ve birçok pozisyonda değerlendirilebilme şansı ile değerli sayılabilir. Ayhan, Servet, Pino, Culio ve Arda ise bu kadroda ne olursa olsun yer alırlar.

Baros döner mi bilmem, Kewell ve Neill'ın Asya Kupa'sından dönüşü, zorlanan kaleci ve defansif ortasaha transferleri de gerçekleşirse belki kupada belli bi süre daha yol alınabilir ama ne kadar.

Biraz önce de dediğim gibi oyuncuların top almaktan korktuğu, topu yanındaki adama bile vermekten aciz kaldığı, Bırakın şut çekmeyi pres yapma özgüveninden bile yoksun bu maçın skoru isterse 10-1 bitsin, Abidin Dino'nun "Mutluluğun Resmi" ni çizemeyeceğim.

Hadi son Beşiktaş mağlubiyetini de bi kenara bıraktım ulen Ali Sami Yen'e 2.ligden bir takıma yenilerek veda etmek size ayıpların en büyüğünü yaşatır zaten.

9 Ocak 2011 Pazar

Papazlar Goal.com Pazar Ligi'nde 1.Lig'de


Goal.com Pazar Ligi'nde galip gelenin 1.lige çıkmayı garantileyeceği ve gelecek hafta sonunda şampiyonluk maçına çıkacağı maçta Papazlar rakibi Bahadır FC'yi 6-1 lik skorla geçti. Özellikle Play-Off dönemini sebebini anlayamadığımız bir şekilde cezalı geçiren Alper Ufakpınar'ın yerini doldurmak takımımız adına çok büyük bir soru işareti idi. ilk 2 maçta Genç Alper bu görevi başarı ile yerine getirmişti ama bu maçta yer alamayınca beraber aldığımız kararla stoper mevkiinde ben görevlendirildim. Kendi performansımla ilgili söyleyebileceğim tek şey "Elimden geleni yaptım, hatam olduysa affola".

Aslına bakarsanız Yavuz ve Deniz abi uyum sorunu yaşamamamı sağladı ve birkaç pozisyon sonrası güvenim yerine geldi. Biraz sert olmak gerekiyordu topa karşı, bu sebeple yaptığım fauller yıldırma amaçlı idi. Sonuç olarak gol dahil hiç bir sıkıntı yaşamadık diyebilirim. Özellikle rakip takımın oyuna asılmak yerine hakeme asılmalarını buradan tenkit ediyorum. Bunu genç olmalarına ve ayaklarına hükmedememelerine bağlıyorum. Kimsenin art niyetli olmadığı aşikarken maçı bi ara gereğinden fazla gerdiler. Ama Atletico Cemalbey'den se 1.Ligi kendilerinin hakettiğini düşünüyorum.

Yavuz'un uzaktan isabetleri şutları "Ulen bu da çekilir mi" diye iç geçirmelerimizi yutmamızı sağladı. Sanırım 3 gol kendisinden geldi . 1-2 Mevlüt attı sanırım, bir tane de ben attım. Direkten dönen toplar ve gereksiz zorlamalarımız farkın anca bu kadar kalmasını sağladı. Kalede Bora'ya çok iş düşmedi ama gelişen ataklarda tekmeye kafasını koydu diyebiliriz. Atıf-Mevlüt-Savaş üçlüsü rakip defansın topu oyuna sokmasının önünde mükemmel bir barikat kurdu. Savaş elinden geleni yaptı, daha fazlasını yapabileceğini biliyordu, bu yüzden canını fazla sıktı ve 2.yarı yerini İbrahim'e bıraktı.

Bu arada maçımızı yöneten hakem arkadaşımızın meslekte çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorum. Bir tebrik buradan kendisine.

Final öncesi özeleştiri yapma vakti değil diye düşünüyorum çünkü kala kala kaldı 1 maç, şampiyonluk için. Zaten sonrasında oturup 1.lige nasıl ve hangi sistemde devam edeceğimizi konuşucaz sanırım. Takviye yapacaksak nerelere ve ne koşulda yapacağımızı hep beraber kafa patlatarak yapmamız gerektiğini bütün arkadaşlarımız şimdiden buradan teklif ediyorum.

Bora.. Teşekkürler
Deniz.. Teşekkürler
Yavuz.. Teşekküler
Savaş.. Teşekkürler
Atıf.. Teşekkürler
Alper U.. Teşekkürler
Alper A.. Teşekkürler
İbrahim.. Teşekkürler
Oynama imkanı bulamadığım ama başarı da emeği geçen diğer takım üyelerine Teşekkürler
Mevlüt.. Özellikle sana çok teşekkürler, bu takımın bir ferdi yaptığın ve birbirinden değerli insanlarla tanıştırdığın için. YAŞASIN ABDİ İBRAHİMMMMM :))

Gelecek hafta Burdur'da Bedelli Askerliğini yapmakta olan abimin yanına gideceğimden dolayı Şampiyonluk maçında yanınızda olamayabilirim. Şimdiden başarılar.

Uzun vadede Barcelona modeli



FA Cup maçında Man City ile Leicester City maçını izledim. Daha ilk dakikada Leicester öne geçince bi yarım saat boyunca bir Anadolu takımı-3 büyük maçını izler gibi oldum. İlk yarı bitmeden City 2-1 öne geçti. Sonra Joe Hart'ın hediyesiyle maç 2-2 oldu ve öyle de bitti.

Bazı isimlere birazdan değineceğim ama bazı düşünceler var aklımda. Şöyle ki; maç, topa sahip olma oranı, isabetli pas sayısı, duran top sayısı vs. bakımından, örnek vereyim Galatasaray-Denizli maçı gibiydi. Ancak şut sayısı, pozisyon sayısı, şişirilen top sayısı ve topun daha oynandığı bölge bakımından bazı farklar var bizdeki oyun ile adadaki arasında. Sonradan saydığım kriterler bakımından beklenenin aksine şut sayısı, girdiği pozisyon sayısı, defanstan top şişirme sayısı bakımından Man City, Galatasaray'dan çok daha geride. (M.City ile Galatasaray ve Leicester ile Denizli, İngiltere ve Türkiye Lig'lerini temsilen sadece ikişer örnektir, GS ile M.City'i karşılaştırdığım falan yok elbette. Hele şu an..). Peki hangisinin oyunu daha efektif? Tabi ki Man City. Adamlar daha az şut deniyor, karşısında dan-dun oynamayan ve oyunu çirkinleştirmeyen bir rakip olmasına rağmen topa daha fazla sahip oluyor, stoperleri rakip ceza sahasında yüksek top beklemiyor, topu bazen kendi sahasında gezdiriyor ve böylece mantıklı hücum organizasyonu ihtimalini arttırıyor, girdiği pozisyon sayısı daha az ama fileleri bulma oranı ve mücadeleyi 90 dakikaya yaymaları bakımından Galatasaray'dan çok çok öte...

Bunun bir etkisi takım kimyasının oturmuş olması, ligdeki konumdan ötürü taraftarla olan ilişkilerinin iyi olması vs. ama bir diğer etkisinin de boy ortalaması olduğunu düşünmeye başladım.

Man City'nin bugünkü 11'inin kaleci ve savunmaya dönük 5 oyuncusunun boy ortalaması 190 cm. (Hart, Kolarov, Boateng, Lescott, Viera, Toure). Geri kalan 5 oyuncunun boy ortalaması ise 175 cm. (Wright-Phillips, Milner, Tevez, Johnson ve Jo). Jo haric 171 cm.

Bercelona'nın da Deportivo maçındaki hücum oyuncularının boy ortalaması da 171 cm. idi (Villa, Bojan, Iniesta, Messi, Pedro).

City maçına tekrar gelirsek,
Leicester'lı Souleymane Bamba hem defansta hem hücumda hava hava toplarında müthiş hakimdi. İzlenmeli dicem ama nasıl izlicez ki rövanştan başka.

James Milner, Theo Walcott'u kesip milli takıma çağırıldığı için antipatik gelmeye başlamıştı ama bu sezonki performansı çok iyi. Bu maç enfes driblingleri vardı.

Patrick Viera, 35 yaşında, bu sezon sonunda futbolu bırakacak galiba. Yolun sonu diyor. Ama sahanın en çok koşan, en çok mücadele eden 3 futbolcusundan briydi. Bizim ligde oynayan yaşıtlarına bakıyorum da, ne kadar oynasam ne kadar kazansam kar, sonra da yurtdışına gidip askerlikten yırtarım ayakları. Oynarken de abi olduklarından olumsuz hareket yapma ve mücadele etmeme hakları sonsuz. pefff..

Leicester'ın Japon orta sahası Yuki Abe birkaç pozisyonda De Jong'un bileklerine çalıştı. İçimin yağları eridi.

Joe Hart bana şu ana kadar hiç güven vermedi. 38'lik James'in fiziği halen bu adamınkinden elverişli kaleciliğe.

Jo bu maçta Türkiye'de ıslıklandığı gibi bir oyun oynadı.. "Adam Premier Lig'de kafaya oynayan takımın as oyuncusu bizim ligin geçen seneki 3.'sü Galatasaray'dan kovuldu." zihniyeti olur şimdi. Bizde hep kapanan takımlara karşı oynamak zorundaydı, sırtı dönük oynayamıyor işte. Gerçi bizde lanse edildiğinden çok daha iyi oynadı bence ama, beklenti ve bakış açısı meselesi, neyse...



Şu son zamanlarda herkesin ağzına bir "Barcelona modeli" modasıdır gidiyor. Yok Barcelona'yı örnek alıyoruz, yok onlar gibi 4-3-3 oynamak istiyoruz, yok Trabzon ve Bursa Barcelona gibiymiş, yok 3 büyükler "uzun vadede" Barcelona gibi planlar yapıyormuş vs. Altyapı sıfır, yeni transferler paso fiyasko, mentalite desen zaten hep medya ve taraftar korkusuyla gündelik... Komiğiz işte. Arsenal, Bayern Munchen bile değil siz önce Ajax'ı, Dortmund'u, Valencia'yı, örnek alın. Çok kalkık g.tümüz, onları sallamayız bile ama bu kafayla Barcelona'nın taşak kılı bile olamayız.

eyvallah

Futbol Tribünü - Basketbol Tribünü



GSCC - Olin Edirne maçının son çeyreğine yetişebildim. Maç hakkında hiç bir şey yazamayacağım o yüzden. Aslında televizyonu ilk açtığımda beklediğimden çok daha fazla bir seyirci desteği vardı Galatasaray lehine. Giden, bağıran herkesin eline, ağzına sağlık. Zaten takımın ligde bu durumda olmasında da en büyük pay yine taraftarın.

Ancak bir şey var ki, şaşırmamak, kızmamak elde değil. Bu futbol takımı maçlarında da çok oldu. Taraftar çok iyi geitirdiği maçın sonunda öyle ahmakça hareket ediyor ki, bazı maçların gitmesine, bazı maçların da gelebilecekken gelmemesine sebep oluyor, işte Olin Edirne maçı gibi.

Ya tamam, çok desteklediniz, çok iyisiniz, eyvallah fedakarlık yaptınız, ama son 2 dakika, takım 10 sayı geride. Maç döner mi? Dönme ihtimali var. Sahadaki oyuncular halen savaşırken, maçı çevirme inancına sahipken, "başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter." nedir abi? Basketboldan anlamayan adamlar niye basketbol tribünü yönetiyor? Kendi emeklerine de yazık. Eminim maç boyu çok iyi destek olmuşlardır, ama en çok ihtiyaç olduğu son dakikalarda susunca, "yenildik ama olsun" havasına girince her şey boşa gidiyor işte.

Futbol takımı bu yüzden özellikle geçen sene çok maç verdi elinden, çok maç kaçırdı. Hatırlayın son 10 dakikaya 1 farkla önde girip kaç maçı berabere bitirdik. "nevizade geceleri" bence tribün tarihimizin en güzel bestelerinden biridir. Canım sıkılınca bile halen söylerim kendi kendime. Ama takımı ateşleyici, direnç arttırıcı bir beste mi, son kritik dakikalarda söylenir mi? Hayır işte. Hayır.

Lütfen birisi uyansın ve şu konuda bir şeyler yapılsın.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Cevher


Pilsen ekinin aslında ne kadar önemli olduğu ve çorbadaki sinekten daha fazla mide bulandırdığı gerçeği Efesli oyuncuların da maça çok iyi konsantre olamamalarına sebep oldu. Korkum Özilhan'ın kulubü kapatması ya da Rusya'ya taşıması. Neyse ki Yazımın konusu bu değil. Ağır konuşucam yoksa. Bahsedeceğim Cevher Özer.

2000-2002 yıllarında çok da fazla süre alamadığı Telekom yıllarından tanırım kendisini. Hedo ve Mehmet Okur sonrası aslında Nba draftlarında seçilmesine kesin gözüyle bakılan oyuncumuzdu. Hatta turneye çıkmış Dream Team ile oynayan Türkiye'nin ilk 5'in de de sahaya çıkmıştı. Gereken patlamayı yapamadı ya da yaptırılmadı neyse ama hala belli bi çıtanın üstünde yeteneklerini sergiliyor. 19 ekim 2010 da 250.lig maçında 2000. sayısına ulaştı. 2005 de smaç şampiyonu oldu.

4 gerekirse 5 numarada rahat oynayabiliyor, hele bugunkü Efes maçında yapmış olduğu bloklar ne kadar atletik olduğunun göstergesi. Burak Bıyıktay lı BJK CT'ın önemli bir yapıtaşı idi ama Ergin Ataman ona çok daha fazlasını verecek gibi.

Uzatmalarda kaç sayı yapar bilemem ama normal sürede 24 sayı attı. İyi savunma yaptı, içerden dışarda sayı bulmakta zorlanmadı. Bugün neden Efes ya da FB Ülker'de değil sorusunun cevabı ise sanırım istikrar sorunu. Iverson ve Ataman ile gelecek sezon şampiyonluk potasına gireceğini düşündüğüm BJK CT'da Cevher de sanırım bu tecrübelilerin yanında istikrar sorununu çözüp yerini alacak.

Bana göre 12 Dev Adam'dan biri olabilmesi için hala bir umut var.

Lafla Peynir Gemisi Yürümez


Futbol takımının ikinci yarı performansı konusunda ise Aziz Yıldırım, ''Şu an Türkiye liginin en kaliteli futbolcuları bizde. Puan cetveli arzu etmediğimiz bir noktada. Ama ikinci devre iyi çalışarak, bu açığı kapatabiliriz. Bunun için ilk maçlarda göstereceğimiz performans çok önemli. Ben takımıma güveniyorum. Lig sonunda hakem hataları sonucu etkilemezse şampiyon olmamamız için hiçbir neden yok'' yorumunu yaptı.

Lig tarihi sanırım böyle antipatik bir adama daha rastlamayacak. Trabzonspor ve Bursaspor'u tebrik edebiliyor olmak sanırım bu adam için gereğinden fazla erdemli bir davranış. Yobo'nun Emenike karşısındaki çaresizliği, Stoch ve Dia'nın küçük takımın hızlı kontraatak oyuncuları olduğu, Niang'ın aslında Semih'ten çok da fazlası olmadı gerçeği Büyük? Başkanı çok fazla geriyor olsa gerek. Sol bekte Caner ise ligin o bölgede en iyisi :). Santos ve Christian neydiler ne oldular. Trabzon'da kalede Onur'un milli eldivenleri Volkan'dan alması an meselesi. Hadi Emre ve Alex bi kenera eyvallah. Fnerbahçe mi en iyi kadroya sahip. Hadi be sen de?

Şimdiden şampiyon olamamanın bedelini hakemlere yüklemiş bile.

Allah aşkına siz takdir edin ben mi abartıyorum St.Yıldırım mı??

7 Ocak 2011 Cuma

Aşağılanan Dream Team

Eylül ayındaki Dünya Basketbol Şampiyonası'na katılan Dream Team'in tarihin en kötü kadrosu olduğu, Yunanistan, Sırbıstan veya İspanya tarafından madara edileceği gibi birçok spekülasyon konuşuldu. Haklılardı belki Kobe, Lebron ve Wade gibi adamlar gelmemişti Türkiye'ye ama bu takım keinlikle Yavru Dream Team den daha fazlasını hakediyor. Bu oyuncularla ABD'nin şopar olduğu günler de çok geride değil. Olimpiyat anılarımız hala taze. Şu anda bu oyuncuların ortalama 35 dakika sahada kaldığını ve bütün istatistiklerde zirvede olduklarını birazdan belirticem

Kadrodaki oyuncular bunlar idi.

Derrick Rose
Russell Westbrook
Chauncey Billups
Eric Gordon
Stephen Curry
Danny Granger
Rudy Gay
Lamar Odom
Kevin Durant
Tyson Chandler
Andre Igoudala
Kevin Love

Belki de çoğumuzun ilk defa duyduğu bu isimlerin istatistiklerini vericem aşağıda. Çoğunun 2-3 senelik Nba geçmişleri vardı.

Geçen senenin en genç sayı kralı Kevin Durant bu sene de 28 sayı ortalaması ile zirvede. 3.senesi.
Kevin Love 15.6 ortalama ile Ribaunt krallığında zirvede. 3.senesi.
Derrick Rose. Ligin en hızlı guardı. 23.8 sayı 8.3 asist ortalaması ile Chicago'un bek kemiği.
Lamar Odom, Billups ile beraber kadronun abileri konumunda idi. 15 sayı 10 ribaunt ortalamaları il oynuyor. Billups u burada anlatmam yersiz olur herhalde. Nba de şampiyonluk yaşamış, Kidd, Nash ile beraber bir daha gelmeyecek olanlardan.
Russell Westbrook Oklahama da Durant'ın asistörü. 22 sayı 8 asist ortalamaları ile oynuyor.
Granger 21 sayı, Iguodala 15 sayı 6 ribaunt 6 asist , Rudy Gay 21 sayı 6 ribaunt, Curry 19 sayı 6 ribaunt, Eric Gordon 23 sayı. Bir tek Tyson Chandler iki haneli otlamaların altında kalmış ama zaten turnuvada çok süre alamadı. Ama yine de bizim ilk 5 başlayan Ömer Aşık'ımızı 5 katlamış istatistikleri mevcut. Semih ise yerlerde sürünüyor, biliyoruz.

Bu arada Nba yazılarımız özellikle Play-Off döneimnde ivme kazanacak, şimdiden belirtelim.

Zihniyet


Milletimizin en büyük probemlerinden biridir abartmak, kendini herşeyin üstünde görmek. Mesela geçenlerde "Muhteşem Yüzyıl" adında bir dizi başladı. Kanuni dönemini anlatıyor, özellikle Hürrem Sultan ile olan aşkına değinilecek sanırım. Neymiş efendim padişahları şehvet düşkünü gösteriyormuş, harem genelev gibiymiş falan da filan. Harem dediğiniz şeyin sultana tahsil edilmiş, neyse bu cümlenin gerisini getirmeyeceğim. Hemen kendini üstün ırk zanneden zavalllılar, wikipedia da bile Kanuni'nin eşleri ve çocuklarının yazılı olduğu kısmı silmişler. Oktay Tiryakioğlu'ndan Yavuz'u okudum. tarihin en kanlı tahta çıkışıdır bana göre. Hasta olan kardeşi dışında 2 abisini öldürmüştür tahta çıkabilmek için. Abdülmecit'i okudum Hıfzı Topuz'dan. 36 yaşında ölmüştür Sultan. Geride onlarca çocuk ve eş bırakmıştır. Herşey toz pembe değil ne yazık ki. Bütün Kutsal Kitaplar ne der "Öldürmeyeceksin". Cihat uğruna bi derece katlanılacak bu durum, taht uğruna kardeş katliyle büyük bir soru doğurur belleklerde. Mesela ben de. Özellikle İslam Halifesi ünvanı taşıyorsanız. Kanuni'nin Hürrem Sultan'ın gazıyla oğlu Mustafa öldürteceğini de ekleyeyim. Mesela tarih derlerinde düşman olarak belletilen Sırpların Ankara Savaşı'nda, bütün şehzedeler er meydanından kaçmışken kanının son damlasına kadar savaşıp şehit olmalrından hiç bahsedilmez bilmem anlatabiliyor muyum??

Uğur'un bahsettiği Efes PİLSEN olayı da başka bir bakış açısının sonucu değil. Sadece görmek istediğinizi görürsünüz, gerçeği değil. Bugün hastanede birçok kişiye sordum "Efes Pilsen denince aklınıza ilk ne geliyor" diye, büyük bir çoğunluk Basketbol dedi. İçki içenlerin, aykırıların yakın zamanda fişleneceği bir geleceğe doğru adım adım değil, dört nala gidiyoruz. Yabancıların fink attığı, azınlık kaldığımız Marmaris gibi döviz bırakacağı yerlerde modern bi profil çizmekten kalmayan güzel ülkem, Bizlerin çoğunluk olduğu yerlerde Türk spor tarihinin en başarılı klubünün sonundaki Pilsen'i silmeye çalışıyor. Hayatında ağzına bir damla alkol koymamış ben, bu yasaktan sonra birakolik olucam vurucam dibine. Yasaklar çiğnenmek içindir değil mi?

Amacınız nedir?



35 yıldır basketbolda Türkiye'nin lokomotifi olan bir kulübü kapatmak için 8 aydır hummalı bir çalışma içinde olan insanların tek amacı alkol reklamı yapan kötü örnekleri ortadan kaldırmak ve gençlerin geleceğini düşünmek olabilir mi? Evet, olabilir tabi.

Peki ülkenin dört bir yanında açtığı spor okullarıyla gençleri spora teşvik eden, çocukların sporla sağlıklı gelişmesini sağlayan, binlerce genci Türk basketboluna kazandıran ve onlara "gelecek" kazandıran bir kuruluş ne olacak? Kapatın gitsin. Yobazız, yola devam.

Peki çocukluğundan beri Efes Pilsen denilince aklına sadece basketbol, Hidayet Türkoğlu, Peter Naumovski vs. gelen, alkolle bu çağrışımlarının hiç ilgisi olmadığı gençler, ülkedeki hemen tüm tekel bayilerinde kocaman tabelası bulunan alkol markalarından da etkilenmez mi? Etkilenir. Çok iyi bir hareket olmaz mı hepsini kapatmak? Zaten ramazanda tekel bayilerini yağmalayan vandalların al(ma)dıkları cezalara bakarak, bunun çok da ihtimal dışı olduğunu söyleyemeyiz. İyi niyet akıyor her yerlerinden. Tıpkı Atatürk'ün dürbünle Rumeli Hisarı'ndan İstanbul'a baktığı resminde Atatürk'ün parmakları arasındaki sigarayı silen ve birbirine bitişik iki parmağın anlamsız duruşuna anlam verebilen Turizm ve Kültür Bakanlığı'nın gençlerin sigaraya özeneceğini düşünmesi gibi. Rtük'ün artık televizyonda insanların elindeki kadehleri mozaiklemesi de öyle.

Takımın ismi olarak Efes'in arkasından başka bir kelime gelirse yasa izin verirmiş galiba. Efes Bilsen adıyla devam edebilir aynı takım. Ya da Efes Pissen. Yok yok, Efes Girsen olsun bence...

6 Ocak 2011 Perşembe

Yıllar



Lise yıllarında filmini izleyip de saf duygular beslediğimiz aktrisler vardır ya. Benimkisi de Wİnona Ryder'dı. Bu filmi 2-3 kez izledim. Hepsinde de hoşlandım açıkçası.

Ne alaka şimdi Kazım, Kaka, Adnan vs. derken?
Blogu kalplerle süsleyen seko kaptana selam olsun...

Biri Gider Biri Gelir



Uzun süre uzak kaldığı sahalara Getafe maçıyla dönüş yapan Kaka, bir daha futbol oynayamama korkusunu hep yaşadığını, bunun da kendisini çok etkilediğini söylemiş. Zaten oyundaki korkusuyla belli etti kendisi bunu. Çok zor bir durum. Benzer hisleri Bucaspor maçında Uğur Boral'da da gördüm. Gerçi Uğur'un olayı sakatken şarteli kapatmasına bağlı olarak zihinsel dibe vuruş yaşamasıydı.. Neyse.

Bu sırada da Higauin'den haber gelmiş. Belinde disk kayması olduğu için ameliyat olacakmış. En az 4 ay daha oynayamaması demekmiş bu. Açıkça benim fikrim, Villa'dan sonra La liga'da oynayan en iyi santrafor Higuain (isminin okunuşu da benim için problem bu arada. Konsensus yok halen.). Hatta çektiği şut başına düşen gol ortalaması en yüksek oyuncuydu zannedersem geçen yıl.

Mourinho'nun Mesut'u Kaka'nın yerine düşünmüş olduğunu varsayarak ve bir de santrafor eksikliğini düşünürsek, Kaka'nın geri dönüşüyle ilginç forma muhabbetleri döner başkentte. Di Maria, Mesut, Kaka, Ronaldo?

5 Ocak 2011 Çarşamba

Haldun Üsütnel Transferleri


Sadece isimlerini yazıcam, yorum bile yapmaya gerek yok herhalde.

Tobias Linderoth
Lincoln
Nonda
Fernando Meira
Milan Baros
Kewell
De Santchis
Frank Rijkaard
Elano
Abdul kader Keita
Leo Franco
Lucas Neill
Jo
Gioavanni Dos Santos
Gökhan Zan

Adnan Sezgin Transferleri


1...Arjantin kulübünün Başkanı Guillermo Lorente ve Mali İşler Sorumlusu Jorge Ricobelli, sarı-kırmızılıların Sportif Direktörü Adnan Sezgin’e şapka çıkardı. Arjantin’in Buenos Aires kentinde sert pazarlıklara sahne olan Formica transferinde, Newell’s yöneticileri Sezgin için, “Hayatımızda gördüğümüz en cimri insan. Bir dolar bile artış sağlayamadık” dediler.

Gerçi daha bu haberin asparagas olup olmaığını bilmiyoruz ama araştırdım takımın gerçekten başkanının ve mali sorumlusunun isimleri bu. Bu kadar da habere ayar verilemez herhalde.

2... Colin Kazım der ki "Galatasaray gibi büyük bir camiadan teklif gelmesi, Galatasaray gibi büyük bir camianın benimle ilgilenmesi tabii ki benim için çok pozitif oldu. Ben de hiç düşünmeden buna karar verdim. Burada özellikle Adnan Sezgin'in payını unutmamak lazım."

Adnan Sezgin'in icraatları.

Ali Turan .. Galatasaray tarihinin bana kalırsa en kötü yerli transferi. Hiç bir özelliği olmayan, sağ bek için yavaş ve balta, stoper için kısa ve cılız. Antalyaspor'u bile haketmediğini düşünüyorum. Sabri yanında Dani Alves gibi kalıyordu. Bu adamı alacağınıza Uğur Uçar'ı neden yolladınız be mübarekler.

Musa Çağıran.. Oynamadan Konyaspor'a gitti

Serdar Özkan.. Yorum bile yapmayacağım.

Mehmet Batdal.. Bu blogda çok övgüler aldı benden ama şu anda sokakta görsem dalıcam kendisine. İnsan da biraz hhırs olur. Ne pres yapıyor,adam kovalıyor ne gol yollarına giriyor. Gitmeli.

Çağlar Birinci.. Yarar sağlamış tek oyuncu.

Misimovic.. Aldığımıza sevindik ama sevincimiz kursağımızda kaldı.

İnsua.. Rookie

4 Ocak 2011 Salı

Miller Kavşağı ve Adnan Sezgin Reagan

Bugün Coen kardeşlerden tekrar "Miller's Crossing" i izledim. Bir de Taç Çizgisi blogu da Fenerbahçeli olmasına rağmen renk vermeyen Necati Ateş (ki gerçekten lise yıllarında sağlam Fenerbahçeliliği ile bilinirdi) ten bahsedince ben de bir kaç ampul yandı. Acaba renk vermeyen kişilerden biri de Adnan Sezgin mi??

Filmin hikayesi şöyle : Şehrin kontrolünü elinde bulunduran Leo'nun sağ kolu Tom Reagan Leo'yu bile yaptığına inandırarak en büyük tehdit İtalyan mafyasına yanaşır onlardan biri olur, onları birbirine düşürür, birbirine öldürtür ve daha sonra Leo'nun yanına geri döner.

Şimdi Adnan Sezgin denen adam tamam zamanında Galatasaray'da görev almışlığı vardır ama İstanbulspor Başkanlığı da yapmıştır. Profesyonelliği ile de övünür. Gençlik yıllarında napardı çok bilmiyorum ama Galatasaray'ı birbirine düşürmeye çalışan, takımı birbirine kırdıran Aziz'in Tom Reagan'ı olmasın. Yoksa bu saçmalıkları daha ne açıklayabilir??

Goal.com PAZAR LİGİ

Geçtiğimiz günlerde Goal.com'un iletişim sponsorluğunu üstlendiği PAZAR LİGİ (www.pazarligi.com)' nde 1. ve 2. liglerde yarı final heyecanı yaşanıyor. 50 takım ve 500'ün üzerinde sporcunun futbol aşkıyla centilmence mücadele ettiği turnuva Göztepe Hilal Tesisleri'nde oynanıyor, tesis her hafta sonu birbirinden renkli maçlara sahiplik ediyor.

Bizim takım Papazlar FC ligde son dakika golü ile yenildiği, ligi lider bitiren Bahadır FC ile yarı final mücadelesine çıkacak. Galip gelenin 1.lige çıkmayı garantileyeceği maç sanırım tahmin edilenden daha büyük bir çekişmeye sahne olacak. Oynanan oyundan ziyade alınacak galibiyetin, golün daha anlam kazandığı bir maçtan bahsediyoruz. Çünkü oynadığımız oyun, son 10 haftada 9 galibiyet almamıza rağmen ne yazık ki bizi mutlu etmiyor. Çünkü kişisel anlamda ele aldığımızda 1.ligin üst sıralarını zorlayabilecek bir takıma sahibiz. Potansiyelimizin farkındayız. Her toplama takım gibi biraz daha zamana ihtiyacımız var sanırım.

Pazarligi VII.Sezon 1.Lig Yarı Final eşleşmeleri

White Devils - Yedidoğan
Takım Taklavat - Voltron

Pazarligi VII.Sezon 2.Lig Yarı-Final eşleşmeleriyse şöyle şekillendi:

Atletico Cemalbey - Atletico Fanilo
Papazlar - FC Bahadır


Bu arada ilgilenenlere duyurulur 8.Sezon kayıtlaı başladı.

Colin Kazım, Pino, Serdar Özkan

Üçünü toplasanız bir Keita eder mi?
Emana, Formica, Biglia beklerken
Bunları bile beklemek istemezken,
Göz göre Galatasaray alsın da kıçında patlasın diye sözleşmesi feshedilmiş bir şizofrenin,
Ne işi var Galatasaray'da..
Bir zamanın Beşiktaş'ı gibi,
Topladık günümüzün Mustafa Doğan, Nobre, Berkant, Rüştü, Ali Güneş'ini
Türk Telekom Arenayı boşverdim
Sızlattınız Ali Sami Yen'in bugüne kadar yokedilememiş yüreğini.
Size buradan koca bir yuhhhh

B Numunesi sonrası Sessizlik

Taurasi'nin kullandığı madde Modafinil. Türkiye'deki ticari simiyle Modiodal. Yani hipersomia dediğimiz çok uyuma veya gündüz uyuklamalarında kullanılan , uyanıklığın arttırılması konusunda çok ama çok etkili ilaç. TUS a çalışırken almışlığım vardır cin gibi yapar insanı. Yerinizde duramazsınız. Bu arada rastlantı eseri alınamaz yani Hasan ŞAŞ 'ın aldığı A-ferin ilacı gibi kombine bi ilaç değildir. A-ferindeki yasaklı madde ise Psödeefedrin. Bronkodilatotör yani akciğer bronş genişletici. Soğuk algınlığı sebebi ile alınmış olabilr ve herkesin evinde de bulunabilir. Modiodal kesinlikle bilinçli alınmıştır. Sadece kafamdaki soru işareti şu. Maçtan önce bir ABD yada bir Avrupa deplasman maçı dönüşü söz konusu ise oyuncu dinç kalabilme adına almış olabilr ve kullandığı maddedin doping içeriğinden habersizdir. Sadece nöroloji uzmanlarının yazabildiği bir ilaçtır aynı zamanda. Yine bu seviyede bi oyuncunun danışmadan aspirin bile almaması gerekir.

Geçen sene Kerem Gönlüm olayından sonra ortalığı birbirine katan Fenerbahçe Yönetimi Taurasi'nin açılan ve (+) çıkan B nıumunesinden sonra nedense derin bir sessizliğe büründü. Yüzde yüz Futbol' da doping le sonuna kadar savaşırız derken Taurasi'yi savunmaktan da geri kalmamıştı. Şu an hala resmi siteden Taurasi'nin sözleşmesinin feshedildiğine dair bi haber göremedim. Bu arada WNBA de sayı kralı olmuş ABD ile madalyadan madalyaya koşmuş bir süperstar oyuncunun saçama sapan bir lig maçında yasak bir madde kullanmış olmasını anlamıyorum. Acaba Aziz Yıldırım düşmaları Taurasi'nin içkisine ilaç atmış olabilir mi??


FENERBAHÇE'NİN AÇIKLAMASI
Taurasi'nin pozitif çıkan ilk test sonucu sporcunun gizlilik ilkesi hakkı ve bu hakkını kullanmak istemesi üzerine duyurulmamış ancak bu ilke ihlal edilerek doping iddiası basında yer almıştır. Taurasi gizlilik ilkesinin ihlal edilmesinden ve henüz sonuçlar belli olmadan kendisinin doping kullanmış olduğu ile ilgili iddiaların basında yer almasından son derece rahatsızdır. Kulübümüz de gizlilik ilkesinin ihlal edilmiş olmasından dolayı rahatsızlık duymakta ve nihai test sonuçlarını beklemektedir.

2 Ocak 2011 Pazar

GS CC ile Yeni Yıla merhaba

Saolsun Uğur boş bırakmadı blogu ama napayım hiç ama hiç yazasım gelmiyordu. Yeni yılla beirlikte blog adına bir başlangıç yapmak için kendi kendime söz vermiştim. Son yazımdan beri hayatımda değişiklikler de yok değil hani. Mesela Pazar Ligi adında bir halı saha liginde sahalara geri döndüm. Gerçi bugüne kadar oynadığım bütün takımların lideri ve golcüsü olabilmiş ben yeni takımımla ciddi uyum sorunu yaşıyorum ve yeterli güveni aşılayamadım. Bunda sahada boş boş koşmamın da payı var tabi ki. Boş koşan adama da pas vermek gerekir sanırım. Ama beraber oynadıkça sanırım bu sorunu kısa zamanda aşarım.

Açılışı kendimle yapıp GS CC - BJK CT maçının şöyle ucundan bi yorumu ile başlayalım.

İgnerski'nin son 0.2 saniyeye kadar olan son 2 dakikalık performansı ile neredeyse maçı kazanma noktasına gelen BJK son 7 saniyeye Iverson'un, sanırım skorun düzeltildiğini farketmedi, yaptığı gereksiz faulle 2 sayı geride girdi. İgnerski sanırım son dakikalara 3 üçlük ve 9 sayı sığdırdı. Nitekim maçı uzatmaya götürecek serbest atışları kaçırdı.

GS CC gerçekten çok iyi savunma yapıyor ama Jasaitis'i de aramıyor değiliz. O da olsa bu takım bence ligin 1 numaralı favorisi konumuna gelebilirdi. Savunma yönü zayıf olsa da skor adına enaz 12 fazlasını yazabilirdik skorborda. BJK CT ise maçın uzun bölümünde 7 kişi ile rotasyon yaptı, Chatman kadro dışı, Likholitov ve Cüneyt sakattı, Serhat ise maçın başında sakatlanarak eksikler hanesine ismini yazdırdı. Muhteşem seyircinin, Iverson ivmesinin ve Koç Burak Bıyıktay'ın hamleleri ile 15 sayı geriden gelip maça ortak olmak da takdir edilesi. Nefesi yetmedi derler ya aynen öyle oldu.

Ligin tecrübeli ama 12 dev adam potasından düşmüş oyuncularını tekrar süperstar konumuna getirdi getirecek olan Mahmudi Hoca'ya buradan kocaman bir saygı duruşu. Ermal, Tutku, , Haluk ve Evren sanki basketbola yeniden başlamış gibi hırslı-yürekli, Rancik ve Schumpert 40 yıllık Galatasaraylı gibi.

Sanırım gelecek sene bu zeminin üzerine çok daha sağlam bir takım kurulacak diye düşünüyorum.

Bu arada şunu da itiraf etmeden edemeyeceğim Iverson hayranlığım Galatasaray bağım kadar sağlammış, çünkü her top eline geldiğinde heyecalandım ve sayıya gitmek için dileklerde bulundum. Ogilvy denen 22 yaşındaki Çaylak Avustralyalı'yı BJK CT'ın elinde çok fazla tutamayacağını ilk izlediğimde düşünmüştüm. Bu son izlediğimde ise kesin hükme vardım. Adam Double-Double a çok yakın bir isim ve 2.13 boya rağmen azımsanmayacak derecede atletik. Sanırım Likholitov'un sakatlığı en çok ona yaramış. Geçen sezon seçilemedi ama önümüzdeki yıllarda uzun oyuncu sıkıntısı çeken Nba e de yolu tekrar düşebilir. Bugün vizi oldukça zorladı.

BJK'nin 4 Portekizlisi kaybedilen maç için mutlaka üzülmüşlerdir ama seyirciyi gördükten sonra ,ki Q7 bunu iyi bilir, iyi ki gelmişiz demişlerdir.

Şimdiden Play-Off heyecanı beni sardı, ilk 8 takım da birbirini yenebilecek güçte ve kalitede. Bir FB Ülker - GS CC finali yakışmaz mı yaww.

Beşiktaş Cola Turka (71): Allen Iverson 11 (5 ribaund- 4 asist), İsmail Çevik (1 ribaund- 1 asist), Bekir Yarangüme 6 (5 ribaund- 2 asist), Mustafa Abi 11 (3 ribaund- 3 asist), Serhat Çetin, Michal Ignerski 20 (7 ribaund), Cevher Özer 5 (4 ribaund), A.J. Ogilvy 18 (12 ribaund- 1 asist)

G.Saray Cafe Crown (73): Josh Shipp 6 (8 ribaund- 4 asist), Melih Mahmutoğlu (1 asist), Preston Shumpert 7 (2 ribaund- 1 asist), Taylor Rochestie 8 (2 ribaund- 2 asist), Tutku Açık 8 (3 ribaund- 4 asist), Luksa Andric 4 (1 ribaund), Radoslav Rancik 4 (7 ribaund- 1 asist), Haluk Yıldırım 9 (3 ribaund- 2 asist), Evren Büker 5 (1 ribaund), Ermal Kuqo 22 (6 ribaund- 1 asist)