"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur." J. B. Priestley, The Good Companions, 1928

19 Ağustos 2011 Cuma

Somut delil


Goztepelist'ten alintidir

"

GÖZTEPE’mizin gesesporu 2-0 yendiği maçın ertesi günü , hiç adetim olmadığı halde rahmetli Kenan Onuk’un sunduğu 90 dakika programı için ekran başına geçtim. Yapılacak yorumları zevkle dinlemek ve o güzel maçın keyfini bir kez daha an be an yaşamak için. Eh bir de maç esnasında tribünden göremediğim golleri rahat rahat izleyebilmek için. Zira kapalı tribünde hiç susmadan , durmadan tek ağız tek yürek : “Saldırın durmadan bu taraftar arkanızda her zaman” Atatürk Stadında kapalı tribünün protokolün sağındaki olan herkes gibi trans haline geçtiğimizden golleri de görememiştik.

1 gram bal için 1 kilogram keçiboynuzu çiğnemek nedir bilir misiniz ? Bilmeseniz bile bu deyimi mutlaka duymuşsunuzdur. 2 saat süren programda, gese şöyle yaptı , Luçescu şu hataları yaptı , şöyle oynamalıydı da böyle oynamadı vsvsvs. Eee? GÖZTEPE’miz ne yaptı ? gesespor oyuncuları golleri kendi kendileri mi attılar kendi kalelerine ? Ya o muhteşem taraftar ? 90 dakika boyunca susmayıp ta Eurosport kanalının bile tribünleri defalarca ekrana getirdiği o inanılmaz tribünler ? Tek vücut haline geldiğinde neler yapabileceğini Atatürk Stadında bile olsa – söyleyenin de dinleyenin de tüylerini diken diken edecek desibellere ve duygu yoğunluğuna ulaşabilecek yapıya sahip bu muhteşem taraftar nerede ? Yok. Varsa yoksa gesespor. Gesespor çalışır, idman yapar , taktik teknik onlardadır. Karşısındakiler figüran olduğu için çok konuşmaya değmez. Ha. Allah için bir iki vicdanlı yorumcu çıkar da “ Ya şunun hakkını da yemeyelim. Onlar da güzel oynadı deyiverir. Bu kısacık söze bile kurulmuş tabanca gibi tepki veren Bizans tetikçileri hemen savunmaya geçer:

”Filan Bizans takımı gününde olsaydı zor yenilirdi. Ya arkadaş . Bu Bizans takımları diğer tüm takımları yensin de her sene bir tanesi şampiyon olsun diye mi oynanıyor bu lig ?

SOMUT DELİL – 1 : Tüm medyanın taraf tutması ile hakemler ve futbol federasyonu ve tüm Türk milleti etki altına alınmış , yalan yanlış ve taraflı yorumlar ile yıllarca kandırılan bu kitlelerin sahte desteği ile 51 yılda bunca şampiyonluk kazanılmıştır ki bu kupalar analarının ak sütü gibi helal olmadığı, haram olabileceği yönünde kuvvetli bir kanaat oluştuğundan Maşeri
vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine….



Yıllarca yayıncı kuruluşun Pazar günleri yayınladığı programları izlerken bir şey dikkatinizi çekti mi ? Bütün yorumcular istisnasız , hakemlerin Takdir haklarını Bizans takımlarını lehine kullandığından , kim daha çok gürültü çıkarıyorsa onun sözünün geçtiğinden dem vurdular. Kartlarda adaletsizlik, takdir haklarında adaletsizlik, verilen faul kararlarında ve penaltı kararlarında haksızlık. Anlı şanlı yorumcular defalarca şunu dillendirmediler mi ? Bizans lehine verilen uyduruk bir penaltıda “aynı hareket rakip ceza sahası içerisinde yapılsa bu düdüğü çalabilecek miydi? Kendi beyninizde düşündüklerinizi dışarıdan okuyunca nasıl da acı acı gülümsüyorsunuz değil mi?

O kadar ki bir maçta jimnastik kulübü taraftar grubu çarşı-pazar dahi “eyyamcı hakem” diye tempo tuttu. Kara mizah. Güler misin ağlar mısın ? Bütün gece pozisyonlar en ince ayrıntısına kadar incelenir. Ama aslında incelenmesi gereken pozisyonlar bir başkadır. Hakemlerin verdiği karara itiraz eden Anadolu takımı oyuncusuna muhatap olurken nasıl azarladığını , gözlerindeki öfkeyi ifadelerine
nasıl yansıttığını, nasıl efelendiklerini görmediniz mi? Bir de pozisyona itiraz eden Bizanslı oyuncuya davranışlarına bakın ? Eli topçunun sırtında, olur canım böyle şeyler birazdan senin lehine bir karar veririm telafi ederiz modunda.:))

Bütün bunları hiç gözlemlemediniz mi gerçekten ? Haydi bütün bunları görmediniz bari ben size bir tane somut örnek vereyim de birazcık düşünün : febesporlu Lugano ismindeki oyuncunun febe forması altındaki maçlarının tamamını izleyin. Kırmızı kart görerek atılmayı hak ettiği halde kaç tane maçı tamamlayabildiğini bir sayın. Ya da Hagi örneği. Şımarıklığı ve vurdumduymazlığı hakeme tükürmeye kadar götürebilecek cesareti nasıl buldu dersiniz?

SOMUT DELİL – 2 : Tüm hakem camiasının Anadolu kulüplerinin yıllarca hakkını bilinçli ya da bilinçsiz olarak yediği , onlara hak ettikleri gibi davranmadıkları , takdir haklarının kullanılmasında Bizans takımlarının kayrıldıkları anlaşıldığından ve maşeri vicdanda böylesi bir kanaat oluştuğundan işbu Bizans takımlarının maşeri vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine…

Yayıncı kuruluş Pazar akşamlarını lig maçlarına ayırır. Öyle mi ? Hayır. Bizans takımlarına ayırır. Toplam 5 saat maç yayını var ise bunun 4 saati Bizans takımlarının maçlarına ayrılır. Kalan 1 saatte ise DİĞER takımların maç özetleri verilir. Bizans tribünlerindeki sözde şovlar ballandıra ballandıra anlatılır gösterilir. Anadolu insanının o muhteşem tribünleri gösterilmez. Neden? Aman ha. Şehir bilinci uyanır da misal Sakarya’da yaşayan ve Bizans takımı tutmak zorunda olduğunu sanan futbol aşığı bir kişi tv de Tatangaların 90 dakika susmayan tribünlerini gördüğünde ; “Ne işim var benim bizansla kardeşim” deyip ayıkırsa endüstriyel futbolun gelir kapılarından biri kapanıverir.

Aman ha. Bu yüzden Anadolu takımlarının tribünleri gösterilmez , maçlar ve yorumlar kısa geçilir. Zaten onlar hafta içerisinde idman yapmaz , yöneticileri para , emek ve zaman harcamaz , taraftarları da yoktur değil mi?

SOMUT DELİL – 3 : Yıllarca görsel basın tarafından Anadolu takımları ve tribünlerinin , tribüncülerinin ikinci sınıf insan muamelesine tutulduğu , kendi gelir kaynaklarını yaratmada engellendiği ve bu nedenle bu takımların ve tribünlerin zaman , emek ve paralarının haksız yere gasp edildiği sabit olduğundan maşeri vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine…

Erman Toroğlu der ki : Son 20 yılın son 10 haftasını bir inceleyin. İnceleyelim. Bizim gördüğümüz şu : Şampiyon olan takımlar , kadro aynı kadro , teknik adam aynı teknik adam , hakemler aynı hakemler , rakipler aynı rakipler. Ne hikmetse son 10 hatta 15 maçlarını içeride ve dışarıda kazanarak, (işin ilginci şampiyonluk yarışı yaptıkları rakipleri de kazanırken:D) şampiyon olmuşlardır. Bu takımlar böylesi olağanüstü başarı destanları yazarak şampiyon olurken daha aradan 2 ay geçmeden Avrupa sahalarında 2.sınıf orta Avrupa ülkelerinin adı sanı duyulmamış takımlarına elenerek ilk turda ülkeye geri dönmüşlerdir ??? Örnek : Sigma Olomouc – 7.2. Tromso , vsvsvsvs.

1.turdan ileriye gidememenin tek bir izahı olabilir : Avrupa’da işler bizim buradaki gibi yürümüyor.

SOMUT DELİL – 4 : Bunca yıl kazanılan şampiyonlukların Avrupa kupalarında son derece rezil ve utanç verici karşılıkları olduğundan , Türkiye sınırları içerisindeki şaşaalı ve aldatıcı başarıların maşeri vicdanda ve halk nazarında inandırıcı gelmediğinden , Türkiye Cumhuriyeti’ndeki şampiyonlukların hak edilerek kazanıldığı konusunda maşeri vicdanda kanaat oluşmadığından maşeri vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine…

Bunun gibi bir sürü delil ben size bulabilirim. Herkes vicdanını bir yoklasın bakalım. Haydi biz taraflı bakıyoruz diyelim. Tarafsız bakabilen birileri yoklasın vicdanlarını. Efendim ? Biz haklı mıyız ? Elbette haklıyız. Basına sızan bir ses kaydı…

2 Temmuz 2011. Şekip Mosturoğlu der ki : “Disiplin kurulunda 6-1. Tahkimde de 4-3 öndeyiz. “ Vay vay vay. Demek ki 2011 – 2012 şampiyonluğu ufak ufak geliyor he mi ? Benim 7 yıl sonra BANK ASYA ligine dönüş maçımda dayanamayıp
sahaya giren iki kardeşim 6 ay hak mahrumiyeti alırkene febesporun yarıda kalan maçında sahaya giren 10.000 kişi buharlaşabiliyor. Olur böyle şeyler.

Şaşırmamak lazım.



Her neyse. Bırakalım bunları. Çekin şu fikstürü. Daha yapacak çok işimiz, görülecek bir iki hesabımız var. Siz bildiğiniz gibi oynamaya devam edin. Ancak hiçbir zulüm ve haksızlık sonsuza kadar sürmez. Bunu biliyorsunuz değil mi? -

SON SÖZ : KUVVET HAKTADIR, HAK KUVVETTE DEĞİL. Bunu beyninizin bir yerlerine sağlam yazın. Unutmayın!!!!!!

SAYGILARIMLA…NE OLURSA OLSUN GÖZTEPE’MİZE BİR ŞEY OLMASIN…



MUSTAFA DALYANOĞLU…
"

13 Ağustos 2011 Cumartesi





Bazen 3 gün geçer, bulamazsın yazacak bir şey...

29 Temmuz 2011 Cuma

Asalet



"Amacımız bir renge ve isime sahip olmak, Türk olmayan takımları yenmektir."

28 Temmuz 2011 Perşembe

Takım

Önce bireysel:
- Aykut: İnter maçında iyiydi. Zaten bence çizgide kötü değil. Ama ayağıyla vurduğu topların yükselememesi ve rakibe düşmesi büyük bir eksi.
- Ujfalusi: Yaşından çok vurdular ama, Sabri kadar koşmuyosa şerefsizim. Zeki de.
- Stoperler: Bence ııh. Yavaşlar ve güya güçlüler. Andy Caroll ikisine yetti arttı.
- Hakan: Fatih hocayla böyle bi değişim göstereceğini bekliyoduk.
- Selçuk: Önemi ve etkisi sanılandan da büyük.
- Melo: Bizim lig için ideal bir adam. Sert maçlarda çok lazım. Topu kötü kullanmıyor ayrıca.
- Sabri: Bugün oynadığı yere Lass gelirse orta sahamız delinmez. Kendisi de iyi bir yedek olur.
- Kazım: Çalımı eskisi kadar denemiyor sanki. Ama topu saklaması, gücü var. Daha aktif olmalı hücumda.
- Arda: 3-4 kilo fazlası var bence. Yine de defansa da çok yardım etti. Degen öyle götü dayayınca rahat veren bi adam değil. Ama çok iyiydi.
- Baros: Özlemişiz.
- Elmander: Böyle bir gol atması bence kaderini değiştirdi. Çünkü bir anda hem taraftar, hem basın, hem de teknik ekip gözünde sağlam kredi kazandı. Kendine inancı da artmıştır. Buna benzer hareketleri yapıyor olabilmekle birlikte, yapacak istek ve inanç olmalı, yoksa Elano gibi oluyorsun. Kaderi benzemesin.

- Poulsen ve Shelvey'i de anmak isterdim ama neyse, ağzımı bozmayayım.

- Culio ve Stancu'yu görmek istediğini söyledi Fatih hoca. Ama adamlar oyuna girdikten sonra topu rakip sahaya taşımak istemeyen bir takım vardı sahada. Götlerini yırtsalar istediklerini gösteremezlerdi. Madem hazırlık maçı ve madem görmek istiyorsun bazı adamları, daha fazla süre vermek zorundasın. Takımın iştahı kapandıktan sonra 7-8 dakika değil. Bilmiyorum, birçok kişiye şu anki kadroda fason gelebilir ama Culio'nun bende kredisi çok fazla. Geçen seneyi unuturum ama Cana'yı, Culio'yu, Neill'i, Kewell'ı unutmam.

- Kewell demişken; 19 Aralık 2009 Galatasaray 1-0 Gençlerbirliği



ve ardından;



Karbon kağıdı.
Futbol basittir. Zor olan basit oynamaktır.

- Şu Liverpool'dan şu an daha iyi bir takım yok Türkiye'de ve Galatasaray'ın as kalecisi, as bir ortasahası ve sağlam bir forveti daha gelecek. Bilmiyorum anlatabildim mi.

Profesyonel futbol disiplin kargaları



- 4'ünün yakalandığı, 4'ünün arandığı şu ana kadar toplam 8 kişi provakatör olarak tespit edildi ve bu rakamın artması bekleniyormuş,

- Basın mensupları dövülerek kovuldu,

- Tribünler sahayı basıp hazırlık da olsa uluslararası bir mücadelede rezalet yarattı, maçın bitmesine neden oldu,

ve PFDK konuştu: 2 maç seyircisiz oynama cezası.

15 Temmuz 2011 Cuma

Olmaz



- Lig bittikten sonra yazdığım şu post hakkında az tepki

almamıştım. Şöyle peşinen söylemek istiyorum ki, alın teri döken

futbolculara ve takımını destekleyen taraftarlar için üzülesim

geliyor. En masum onlar. Bu olaylar kolay değil. Empati yapmaya

çalışıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim. Üzülmüyorum. Hani

Fenerbahçe düşmesin, ligin tadı kalmaz vs. diyorlar ya, ben

demiyorum. Suçlularsa kişilere ceza verilsin de saçma, sonuçta

Aziz Yıldırım yaptıysa bunu, kendine değil futbol takımına

yaradı bu.


- Ben olsam diyeyim... Bir kere üzüntüden uyuyamazdım. Görsel

veya yazılı basına bakamazdım. İkincisi ben ve benim gibi

tribünü her fırsatta binbir fedakarlıkla kovalayan insanların

emeğine haksızlık eden kim olursa olsun ona lanet ederdim.

Fenerbahçeli taraftarların psikolojisini anlıyorum ama onlar da

benim gibi kendi yaptıklarını anlamıyor sanki. Ben sadece

"renkleri" destekleyen eylemlere katılıp tezahürat yapardım.

Şüphelileri değil. Zira, tüm iddiaların yalan olması ve Aziz

Yıldırım gibi bir adamı kafasını ittirerek arabaya sokup

Metris'e göndermek bu Türkiye'de kolay değil. Bir şeyler olmuş,

bu açık.


- Şimdi cereyan eden hadiselere bakıyorum da. Baştan sona komedi

geliyor bana.


- Bu olay patlak verdiği andan itibaren yapılan açıklamalarda

birçok kimse üzerindeki formayı çıkarmamıştır bence. Ünal

Aysal'ı bundan ayrı tutuyorum. Galatasaray basın organlarıyla

ilgili aldığı kararlar, sonrası ve TFF'nin son tutumuna karşı

açıklamaları dahil bence son derece kendi deyimiyle aristokrat

bir tavırdadır. Ben bu kadarının bile fazla olduğunu

düşünüyorum. Ben unutmadım çünkü 1'e karşı 17 triplerini, tüm

görsel, yazılı ve sosyal medyada konuşulanları. Ve tam tersi

durumda şu an Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler'in neler yapacağını

kestirebiliyorum. Geçen ay "biz bize yeteriz" baskılı tişört

üretip giyenler şimdi "Türk futbolu birlik olsun, bu hepimizin

sorunu, kulüpler birliği karar almış sağolsun." falan diyor.

Neymiş demek ki? Yetemiyormuşsunuz birbirinize.


- Ünal Aysal'ın hiç bir açıklamasında "Fenerbahçe ve diğer

şüpheli kulüpleri küme düşürün, ne biçim iş yapıyosunuz TFF?"

gibi bir anlam olmadığı çok net. Sadece TFF'nin sadece hızlı

hareket etmesinin ve gerekirse ligleri ertelemesinin, aksi

takdirde yeni sezonun çok anlamsız, zevksiz, geliri düşük ve

şaibe altında geçeceği için bir gereklilik olduğunu söylemiş.

Bunda kınanacak ne var anlamıyorum. Bunu Fatih Terim de Adnan

Öztürk de söyledi. Burda şunu söylemem gerek. Önce

Galatasaray'ın; kimsenin, hatta kendilerinin bile beklemediği

bir tavır sergilemesine teşekkür eden Fenerbahçe kulübünün, bu

açıklamaya cart curt yapması acizliktir. Hele 3 gün önce Aykut

Kocaman'ın "Şampiyonluğumuzu alamazlar." şeklindeki ve Nihat

Özdemir'in "Şampiyonlar Ligi'nden alıkoymak veya küme düşürmek

TFF'nin ciddiyetine ve ağırlığına yakışmaz."
gibi manüplatif

açkıklamalarına hiç bir reaksiyon göstermeyen TFF'nin Ünal

AySal'ı tehdit etmesi basiretsizliktir.


- Olaylar ilk ortaya çıktığından beri şu tarz geyikler de

dönmüyor değil. Yok geçmiş yıllarda siz de yaptınız, yok

temizlemeye başlayacaksanız neden bizden başlanıyor, gidin tüm

lig tarihini araştırın (ki bunu Aykut Kocaman söyledi.) falan

filan. Komik ve boka batmışken yalnız kalmayayım mantığından öte

değil. Bir kere şu durumda bile mahkeme bitmeden kimse suçlu

değildir diyen birinin bilmem kaç yıl öncesi için bunları demesi

çok trajikomik. Ayrıca, önceden biz dahil başka kulüpler de

yapmıştır bu tarz hareketler, ama geçmişte yine sizin takımınız

da yapmıştır, siz de biliyorsunuz. O yüzden bu nisan ayında

kanunun çıkmasına yardım eden Fenerbahçe dahil tüm kulüpler

olduğuna göre, bu yargılama sürecinden kimse rahatsız olamaz. Bu

süreçten rahatsız olanları ve Aziz Yıldırım'a destek olarak

hareket eden taraftarları anlamıyorum. Zira, eğer iddialar

kanıtlansa da kanıtlanmasa da o insan yüzünden sizin o kadar

paranız, emeğiniz, sevinciniz boşa gitmiş olacak ve şu an içinde

olduğunuz durumun hesabını kimse veremeyecek (ki ben de

mahkemenin kanıtla"ya"mayacağını da düşünmüyorum ve bu iddialar

kanıtlanırsa hiç birimiz şaşırmayacak bence.).


- Mehmet Ali Aydınlar'ın bu şike olayını etik kurula sevk

ettiğini ligi tescil ettikten ve son İbrahim Akın olayından

sonra açıklaması şaka değil. Son olarak da "Her an her şey

olabilir."
dedi. Ciddi ciddi bu adam yönetiyor TFF'yi.


- Beşiktaş Türkiye Kupası'nı, şüphelileri aklana kadar

federasyona iade etti. Ben bir Beşiktaşlı veya Fenerbahçeli

olsam bundan da fazlasını bile isteyebilirdim. Şüpheli kim

varsa, benim duygularıma ve emeklerime kim hakaret ettiyse onun

derhal kulüpten defolmasını isterdim, kim olduğu hiç önemli

değil. Çarşı da buna benzer bir hareket yapıyor ve yapacak

galiba. Kimseye önyargıyla bakmamak ama aklanana kadar taraf da

olmamak.


- İşin bireysel boyutuna dönersem, ben sadece Galatasaray'a

bakıyorum. Halen Kallström'ü, Muslera'yı bekliyorum, halen "bir

sağ bek almadan nasıl olcak bu iş?" diyorum, halen "formalar

tanıtılsın gideyim kapayım bir tane" diyorum. Yukarıdakiler

sadece düşüncelerim. Sonuç umrumda değil.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Benzerimben



Till Lindemann - Adnan Öztürk
Güzel orta için Erol'a teşekkürler.

5 Temmuz 2011 Salı

Allah cezanızı versin!



“Benim gönlüm Hagi ile gelecek sezon da devam edilmesinden yanadır. Eğer, ara transfer döneminde transferler yapılır; Hagi de sezon sonunda ayrılırsa, yeni gelecek teknik direktör, alınan futbolcuları beğenmeyip, başka oyuncular isteyebilir. Bu da kulübümüzü daha büyük bir mali yükün altına sokar. Ne pahasına olursa olsun Hagi ile yola devam edilmeli. Ben iyi işler yapacağına inanıyorum”
15.12.2010

“Önümüzdeki dönemlerdeki Galatasaray’da yönetiminde tekrar görev almayı düşünüyorum. Umarım görev alacağım, o zaman Brezilyalı futbolculara karşı tavrımı daha iyi göreceksiniz. Brezilyalılardan yana birisi değilim. Ülkelerine gidiyorlar. Geç dönüyorlar. Takıma kendilerini vermiyorlar. Brezilya Milli Takımı’nda çok iyi oynuyorlar. Burada yarısını bile oynamıyorlar. Elano örneği ortada. Aldıkları paraya yazık. O paralar bu futbolculara haram olsun. Elano, ne verdi Galatasaray’a. Yine Lincoln gol attı; bazı maçları tek başına aldı. Elano ne yaptı; hiç… Tabii Brezilyalılardan bahsederken Alex’i ayrı tutuyorum. O özel ve dürüst bir futbolcu”
15.12.2010

"Yerli oyuncuların uzun zamandan sonra ilk kez yüzleri güldü. Bana dediler ki: 'Biz ilk kez böyle bir hocayla çalışıyoruz. Meğer 3 yıldır biz hoca görmemişiz. Böyle bir teknik adamla çalıştığımız için çok mutluyuz.' Bu da bizim Fatih Terim'i takımın başına getirerek ne kadar doğru tercih yaptığımızı gösteriyor."
05.07.2011

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Benzerimben






"jim parsons - özgür buzbaş"
teşekkürler saliş

30 Haziran 2011 Perşembe

Değerler



KAP'dan son 1 ayda yaklaşık 230 bin TL ceza aldık. Ne için? Transferi KAP'a bildirmeden televizyonda açıklamaktan. Kontrol kaybı bu işte. Saçmalığın daniskası.

Taraftar büyük tepki göstermiş Lauro transferine. Beğenmemişler. Bu takımda Mustafa, Ayhan, Servet gibi adamların bulunmasına tepki göstermezken Lauro'ya niye tepki gösterilir ki? Buffon spekülasyonları atılınca ortaya götler kalktı tabi. Buffon, Frey, Drogba, Aguero, Ronaldo hepsi gelse ne olur ki?

Önceden çocuk aklımızla Fenerbahçe hep transfer şampiyonu, biz de sezon sonu şampiyonuyuz derdik. Gözümüz altyapıdan A takıma çıkan gençlerde olurdu. Hazırlık maçlarını izlerdik şifresiz kanalda, sırf o gençleri izlemek için. Şimdi öyle gençlerin oynadığı hazırlık maçları izlenmez diye yeni transferler neredeyse 90 dakika oynatılacak. Ben geçtiğimiz sezon Konya maçını izleyemeyecektim, sırf Anıl Dilaver oynuyor diye binbir takla yalan uydurup maça kaçtmıştım.

Şimdi ise, öyle bir duygu oluştu ki insanlarda, yıldız gelsin kombine alayım diyor herkes. Yoksa gitmem maça diyor. Milletin gözü kulağı Reyes'te, Forlan'da. O adamların bizde ne kadar başarılı olabileceği önemli değil. Reyes'in İspanya dışı performansının nasıl olduğunun; sert maçlarda nasıl bir tavır takındığının, Forlan'ın başarıya doyduğunun, bu adamlar gelirlerse Emre Çolak'ı, Anıl'ı, Berkin'i nerelerde göreceğimizin hiç önemi kalmamış bizim için. Gelsinler diyoruz. Boy göstermeleri için. Amacımız sanal alemde üstünlük kurmak oldu rakiplerimize sanki. Biz şunu getirdik, şöyle yıldız, şöyle koycaz bu sene falan. Boş.

Önceden altyapı derdik, biz yetiştirirdik diğer takımlar satın alırdı, şimdi 17-18 yaşındaki çocukları kovalıyoruz rakiplerimizden önce almak için. 18 yaş genç gelebilir kulağa ama değil. Artık 18 yaşında oyun bilgisi ve hatta fizik olarak epey yol katetmiş olmak gerekiyor. Demek ki yetersiz kalıyor altyapımız. Sadece son bir ayda, duyduğumuz birçok altyapı ürünü ismimiz yine kiralık ya da satılık Anadolu'ya saçılmış durumda. Cem Sultan, Çetin Güngör, Erhan Şentürk aklıma hemen gelenler.

Değer yargılarımız değişmiş. Kazanmamız gereken şey, kendimizi eleştirme zihniyeti ilk olarak.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Biri Bizi Durdursun



Şu an Galatasaray kulübünün üst düzey kesiminde bir kaos var. Kimse ne olduğunu bilmiyor. Ama bundan 1 ay önce bizi heyecandan son dakika haberleri için monitöre yapıştıranlar şu sıralar garip işleri garip şekillerde yönetmekle meşgul anlaşılan.

Ünal Aysal'ın başkan seçildiği ilk yayını ntvspordaydı. O yayınla ilgili şöyle yazmıştım. Üstüne yapılan transferler güzeldi. Hatta belki kendisinin bizzat ekiple beraber Madrid'e gidip 3 saat sonra dönüp 3'üyle de anlaştık demesi de adamı mesih ilan etmemize yakınlaştırmıştı bizi. Taraftarız işte. Yavaş düşmeye başlıyor bazı jetonlar. Biz de Drogba, Buffon, Muslera, Kallström, Forlan, Reyes, hele bugün Kaka gibi isimleri duyunca resimdeki arkadaş gibi oluveriyoruz bir anda. Çünkü unutuyoruz transferlerimizi yöneten adamların ya fotospor-fotomaç gazetesi muhabirleri olduğunu ya da akıllı olalım derken geçen senelerdeki resmin aynısının çizdiğini.

Şu an kurumsal bir yapı olduğu söyleniyor. Tamam, güzel. Ama kim kimi-neyi koordine ediyor, kim kime posta koyuyor, kim neyi yalanlıyor anlayamıyoruz. Ali Dürüst, Bülent Tulun, Ünal Aysal ve son sıra Abdürrahim Albayrak. 4 kişi var, (Taffarel ve Fatih Terim'i saymadan). Biriniz sözcü olun diğerleriniz sussun be abi. Bizzat işin içindeki adamlar siyaset yapmaya başladı. Yine birileri bir şeyler peşinde sanki. Bu adamların ağız birliği içinde olması ve dediklerinin en azından yalan çıkmaması gerekmez mi? Başkan çıkıp bütçe sınırlaması yok diyor (ki bunun bizi kısa vadede de başarıya götürmediğine çok kere şahit olduğumuzu da unutmuşuz. Beşiktaş'a benzeme-benzememe olayı değil bu. O kadar parayı dengeli ve mantıklı harcama gerekliliği), Abdürrahim Albayrak çıkıp az para harcayarak yıldız yaratacağız, Lauro bitti diyor. Sonra haberlerde, bloglarda, sözlüklerde iptal edildi o yine Muslera'ya dönüldü deniyor. Spor sitelerinden veya az önce bahsi geçen yönetici ve teknik ekipten ses yok. Sonra Gürcan Bilgiç'in ağzına sakız oluyoruz, adam konuşuyor televizyonda.

Radikal olmaya çalışırken, kontrolü kaybedip amacını şaşmaya doğru gidiyoruz. Kim durduracak bakalım bizi.
Herkes maskeyi takmış birbirinin donunu kafasına geçiriyor, kahkahalar atarak. Biz de 1 aydır izliyoruz bu kumpanyayı.
Sonumuz hayrola.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Benzer






Aslında başlığı benzerimben-14 yapabilirdim. Düşünün, üstteki resimde bu adam kaç yıldır top oynamıyor. Alttakinde ise profesyonel bir futbolcu, UEFA kupası finalini hedefleyen takımın 2. tur rövanş maçında (Hamburg) "kurtarıcı" olarak oyuna giren oyuncusu.





Şimdi bir de yeni sezonu düşünün, beklentileri falan. Resimler daha anlamlı artık değil mi?

21 Haziran 2011 Salı