"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur." J. B. Priestley, The Good Companions, 1928

12 Eylül 2010 Pazar

Var mı Yan Bakan?





"...I wish the best for Turkish team." Dusan Ivkovic'in maç sonrasında kendilerinin hakkettiğini söylediği röportajdaki son cümle. Antony Hopkins kılıklı bu adamı hiç sevmedim zaten. Onunla birlikte çok sevdiğim Milos Teodosiç'e de kapak olsun.

Fİnalde Amerika değil, diğer tüm takımlardan karma yapıp gelseler şansları olmaz artık.

11 Eylül 2010 Cumartesi

Yok Artık Lebron James


Chris Bosh denen adam yanlış hatırlamıyorsam 2.08, Lebron ise 2.03. Peki bu fotoya ne demeli. Lebron birkaç Cleveland'lı asi yutup Miami'ye gelmiş olabilir ? Yoksa kameraya yakın olması bizi yanıltıyor olabilir mi? Kollara bak manda yavrusu mübarek.

Mimikleri ile Kendilerini Ele Verenler


Dün Bursa-Eskişehir maçını izlerken bu postu yazmaya karar vermiştim ama fanatik.com.tr de bu videoyu izlemem ise bu yazının tuzu biberi oldu.

Volkan Şen taç atışını kullanırken topu ellerinden kaçırdı ve "Sıçtık" anlamındaki surat ifadesi ve ne alakaysa hakemden özür dilemesi, fakat oyunun devam etmesi ile hiç bir şey olmamış gibi davranması, 2 hafta önce GS maçında topu bilerek elle tutması "Kırmızı yedik, naptım ben" pişmanlık ifadesi beni bir hayli güldürmüştü.


Bugün de şöyle bi spor haber turu atarken bu videoyu gördüm ve penaltıyı kurtardım sanan kalecinin triplerine bittim Sizlerle paylaşmak istedim.

http://video.fanatik.com.tr/Kaleciden-inanilmaz-bir-hata_1_31958.htm?auto=1


Tabii 2 sene önceki Dinamo Kiev li Aliev'in sakatlık numarasını unutmamak lazım

http://www.timsah.com/Sakatlik-numarasinin-bu-kadari/CddVPm4auP1

8 Eylül 2010 Çarşamba

Defans




Dünyada spora bakış açısı son yıllarda inanılmaz hızlı bir şekilde değişiyor. Bundan yaklaşık 10 sene öncesine kadar spor bir eğlence, insanları olumlu anlamda bir araya getiren bir araç, yenmenin ve yenilmenin son derece doğal olarak içinde bulunduğu ve kabullenildiği bir aktiviteyken şu an milyar dolarların konuşulduğu bir endüstri alanı olarak görüyoruz. Mesela, önceden Galatasaray, Beşiktaş Fenerbahçe taraftarları İnönü'de yanyana veya herkes evinde şifresiz yayında maç izleyebilirken şu an deplasmana taraftar götürmeme tartışılıyor (ki basketbolda artık deplasmana götürülmüyor.) ve yayın ihalesinde 350 milyon dolarlar kazanıyor kuruluşlar.

2000'de Galatasaray'la gelen kupalar ve 2002 DK 3.lüğü ile mental bir devrim yaşadık sanki. Her ne kadar çok daha önceden Göztepe, Galatasaray gibi takımların Avrupa'da elde ettiği başarılarımız da olsa da, bunları mucize olarak değerlendirip sadece tezahüratlara konu edebiliyorduk. Bir anlamda, mesela, Galatasaray N.Xamax'ı eledikten sonraki senelerde Göteborg, B.Munich veya Barcelona ile oynadığı maçlarda yine haddini biliyordu ve beraberliği bizim için mutluluk verici oluyordu. Yurtiçi maçlarında da Anadolu kulüpleri Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ile oynarken futbolu çirkinleştirmek adına çok fazla bir şey yapmayıp, bu takımlara karşı kaybettikleri 3 puanı çok da önemsemiyor, kendi rakiplerini yenme telaşında oluyor ve büyük takım maçlarından sonra, "Avrupa'da başarılar diliyoruz, tebrikler." gibi ifadeleri oluyordu.




2000'den sonra yavaşça gelişen şekilde futbola ülkece verdiğimiz önem de arttı ve o mütevazı kimliklerimizden sıyrılmaya başladık. "Antep Cimbom'a ters, Gençler Fener'e ters" ile başlayan bu durum, küçük takımların büyükleri hem içeride hem dışarıda zorlamasına, bazen yenmesine; ama genelde pis bir şekilde durdurmaya çalışmasına dönüştü. Az önce bahsettiğim ifadeler yerini "Bu hakemler hep 3 büyükleri koruyor, Anadolu'dan şampiyon çıksın istenmiyor." gibi ifadelere ve "Arda'yı, Lincoln'ü, Alex'i, Delgado'yu sakatla, oynatma, vur, kır, şişir, 1 kere git, at, gel." zihniyetine bıraktı.



Hadi bizim ülkemizde yaşananlar böyleyken dünya çapında hemen tüm spor branşlarında oluşan benzer durumun sebebi ne olabilirdi? Brezilya gibi joga bonito diye geçinen takımın son DK'sında Hollanda maçında geri düştükten sonra her türlü pisliği yapması (Kaka gibi bir oyuncu dahil), Hollanda'nın da finalde İspanya'ya karşı oynadığı yine çirkin futbol, Amerika gibi bir basketbol ülkesinin, üstelik tüm oyuncuları NBA'da tamamen şova dayalı oyuna, göze hitaba alışmışken bu şampiyonada savunması ile ön planda kalması (pis demiyorum ve şu ana kadarki maçlarda bu durum onların şov yapmasını engellemiş değil, ancak bu değişecektir kanaatimce), dün akşam Fellaini'nin Arda'nın bileğini kırma girişimi, "önce durdur sonra vur"cu takımların iş yapar hale gelmesinin diğerlerine de model olmasının sebebi nedir acaba?

5 Eylül 2010 Pazar

Haysiyet, Arda, Ali Turan, GS ve Kayseri Beşgeni

Kayseri barındırdığı oyuncular ve teknik ekip sebepli sevdiğim, fakat idari kadro açısından tiksindiğim bir klüp. Galatasaray Avrupa yolu için kendileriden izin istediği bir oyuncuya saygı duyup Valencia'ya yollayabiliyorsa (Topal - Valencia), sen de oyuncun bir üst basamak ile flört halinde olduğunda izin vereceksin. bir bir daha iki. Hem oyuncunun kariyeri, hem senin kasana girecek para, hem oyuncunun alacağı ücretin katlanması bile sende kalmaması için çok ama çok büyük nedenler. Hele oyuncunun sözleşmesinin son yılı ise akıllı olsan yollarsın bedavaya gideceğine en azından kasana para girmiş olur. Saçamasapan kulüp yönetimi bu başka birşey değil. Bahsim Ali Tıran olayı.
Arda Turan olayını yazmaya bile gerek yok. Allah'ın düşük ıq lu Drenthe'si Feyenord'dan Real Madrid'e 14 milyon euro, Mesut Özil sözleşmesinin son senesinde yine Real'e 15 milyon euroya 5milyonluk kontratla gitmesi Arda için yapılmış ya da yapıldığı iddia edilen teklifi çok komik kılıyor. Türkiye'nin en büyük yeteneğinin bu yaşta bu piyasada edeceği para çok daha fazlası. Feyenord'dan sol bek 14 milyona alınabiliyorsa, Galatasaray'dan ortasahanın her yerinde hatta sağ bekte kendini kanıtlamış oyuncusu en az 25 eder. Bu konuda bravo Galatasaray diyorum. Doğru fiyata kadar beklenmeli.

Kayseri dün açıklama yapmış. Bu açıklamayı ben tamamen Bursa kıskançlığı olarak değerlendiriyorum. Üç büyüklere aşık atmalar, saçmasapan demeçler. Kayseri'nin demecini yazıyorum ve sadece Troisi olayını hatırlatıyorum. Yorum sizde.

Açıklamada, “Milli futbolcumuz Arda Turan konusunda Galatasaray Kulübü’nün Atlatico Madrid’e karşı onurlu duruşunu destekliyoruz. Galatasaray Başkanı Sayın Adnan Polat’ın Galatasaray kaptanına etik ve ahlak dışı yapılan teklifi değerlendirme gereği bile duymaması, haysiyetli bir kulübün yapması gereken doğru tavırdır” ifadesi yer aldı.
Kayseri'de satılık konut arayanların ilk adresi

1 Eylül 2010 Çarşamba

Diziciyiz



Jose Sosa
Armand Traore
Robinho
Gelson Fernandes
Zlatan İbrahimovic
Fernando Cavenaghi
Alberto Aquilani
Ernesto Chevanton

Bu arkadaşlar bu sene İtalya Ligi'ne geldiler. Chavanton (2001-2004 arası başarılı bir Lecce macerası), Aquilani ve İbra dışındakiler bu lige yabancılar.
Türkiye'de Serie A'yı izletecek bir yayıncı çıkmadı. Demek ki haftasonu dizileri süper bu sene. Geçen sene de Şampiyonlar Ligi maçı yerine papatyam dizisini koyan zihniyette işte birileri.

31 Ağustos 2010 Salı

Insua niçin Türkiye'de

Club Season England Premiership FA Cup League Cup Europe Others Total
App Goals App Goals App Goals App Goals App Goals App Goals
Liverpool

(Premier League)

2006–07 2 0 0 0 0 0 0 0 0 0 2 0
2007–08 3 0 0 0 0 0 0 0 0 0 3 0
2008–09 10 0 1 0 2 0 0 0 0 0 13 0
2009–10 31 0 2 0 1 1 10 0 0 0 44 1
Club total 46 0 3 0 3 1 10 0 0 0 62 1
Career total 46 0 3 0 3 1 10 0 0 0 62 1

Tablo Insua'nın kariyer çizelgesi. Şimdi benim anlamadığımgeride kalan sezonda 20 yaşında 44 kez şans verdiğin adamı bir kalemde nasıl silersin? Lütfen biri bana anlatsın. Fabio Aurelio dediğimiz adamda aman aman bi sol bek değilken. Bu işte bir bit yeniği var ama ben anlamadım. Roy Hodgson'un var mıdır bir bildiği.

Ömer Onan


Sevemedim seni nedense. Belki kanarya oluşundandır belki de kıskançlık. Ama Türkiye Milli Takımının senin gibi bir oyuncuya bir cesur yüreğe sahip olduğu için çok onurlu ve gururluyum. O nasıl bi götünü yırtma, o nasıl savunma be kardeşim.

İlk 11 imiz fena olmadı be.


Transferler resmiyet kazanınca bir 11 de biz yapalım üzerinde biraz düşünelim dedik.

Kale'ye şayet transfer yapılmazsa sanırım her hata yapanın gelecek hafta yedek kalacağı bir Ufuk - Aykut rotasyonu göreceğiz. Bana kalırsa herhangi birinde sabırla ısrar edilirse ki ,bu Ufuk olursa daha mantıklı olur, kazanılan özgüvenle bireysel hata olasılığı minimale indirilecektir.

Sağ bek ve sol beklerde iki pır pır oyuncu Sabri ve İnsua defansiz anlamda yardımdan yoksun Galatasaray kanat oyuncuların arkasını en azından boş bırakmayacaklardır diye düşünüyorum. Ali Turan kesinlikle bu formanın adamı değil, olsaydı 30'unda değil 20'sinde İstanbula gelirdi.

Sağ bekten devşirme Neill ve sol bekten devşirme Hakan Balta sanırım defansın göbeğini oluşturacak. Hakan Balta'dan Pique yaratma sevdası umarım başımıza çok iş açmaz. Çünkü inanılmaz bir özgüven bunalımı içerisinde kendisi. Neill için diyecek hiç bir şeyim yok, onun gibi bir oyuncumuz olduğu için çok mutluyum.

Ön liberoda yeteneklerini sorgulamayı bırakmamız gereken bir Cana, CM değimi ile MC de Elano ve AMC de ise Misimoviç sanırım kalburüstü bi ortasaha üçlüsü oluşturuyor. 4-3-3 te ısrar edileceğini düşünürsek Elano biraz daha defansif formasyonda oyanayacak. Ayhan-Sarp-Barış üçlüsünü ise çöpe atacağım poşete yazık diyorum başka birşey demiyorum. Ama Sarp ve Ayhan rotasyonda birçok kez şans bulur, ama Barış bugünden itibaren kaçacak delik arasın.

Şimdiden yabancı sayısını 5 yaptık. Baros'un yeri garanti olduğuna göre kanatlarda Arda ve Serdar Özkan'a kalıyor. Elano'nun zaman zaman kesik yiyeceğini düşünürsek sanırım Kewell da birçok maçta ilk 11 oynayacak. Kewell'ın da çokcana sakatlanacağını düşünürsek Pino da az şans bulmayacaktır.

Forvet Baros. Alternatif 1 Kewell, 2 Batdal. Baros'un da çok defa kırmızı kart cezalısı olacağını varsayarsak Kewell bu tarafta da bolca şans bulur o sakatlanır Batdal da azbuz oynamaz.

Futbol böyle işte geçen hafta küfrettiğimiz takımı şimdi kurmakta zorluk çekiyoruz.

Son 5 saat.


An itibari ile Hercules Trezeguet ile sözleşme imzalamış olup Guiza'nın Fenerbahçe'de kalma olasılığı artmıştır. Burada asıl utanması gereken Trezeguet'dir ayrı mesele. Oynayacağın takım Guiza'yı alamadığı için seni almıştır, bu da sanırım senin kariyerin adına çok büyük bir kara lekedir. Yazıklar olsun sana, bir zamanlar Galatasaray'a uçan vole golü atan, Fransa'yı Avrupa Şampiyonu yapan büyük golcü alternatif olmayı gururuna yedirebilmişse, bize de laf söylemek düşmez doğrusu :) Transferin kapanmasına 5 saat kaldı, bir çizgifilm karakterli takım çıkar da Oksuz Okçuyu almazsa asıl transferi Fener yapmış olacak. Şimdiden Guiza-Niang ikilisini düşünemiyorum. Niang'ın Marsiyadan ayrılmasıyla Morientes de depresyona girmiş olacak ki futbolu bırakmış. İlk 11 ihtimali doğunca futbol oynamayı unuttuğunu anlarlar da kariyeri kovalanarak biteceğine şerefli bi istifa ile bitirmeyi uygun görmüş sanırım. Neyse büyük topçu idi, değeri bilinemeyenlerden, ona da selam olsun buradan.

Hattrick.. 1.Misimoviç, 2.İnsua, 3.????

Adamlar geldi hoşgeldi. Sağlık kontrollerinden bilr geçtiler. Ama hala resmi açıklama yok. Bana kalırsa yolda bir bomba daha var ve patlattıkları an üçünü birden patlatacaklar. Kameni mi, Emana mı, Baptista mı? Heyecanla bekliyoruz. Milli maç arası biliyoruz ki yeni takvilerin uyum sorunu aşılacaktır.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Kasvetli Pazar, Ağustos Kışı

Pazar gunleri..Cocuklugumuzdan kalan bir duygu mudur bilmem, pazar gunleri, insan nedense bir bezgin, mutsuz, heyecansiz..Belki de bilincaltimizda, pazar gunleri, zorla sokuldugumuz banyolar, ya da annenin surekli camasir yikamasi, ya da mecburen seyredilen bir bizimkiler dizisi, sabahci olmanin verdigi, uyaninca kendimizi okulda bulacagiz hissi, buna neden olan..Bir de ustune, hava da kapaliysa, o cocuk bunyenin depresif hale burunmemesi kacinilmaz oluyordu..

O gun, bugun, iste pazar gunleri, genlerimize islemis bir bicimde, insana bezginligini sunmakta..Hele bir de Zurih in agustosunun bir kis mevsimi oldugunu ve de gunese hasret kaldigimi da gozonune alirsak, Goztepe nin , sezonun acilis macinda alacagi galibiyet , bu agustos kisinda, acan bir gunes olabilecekti..

Maci, Corum TV nin internet sitesinden izledim, surekli hucumu dusunen, sutlari direklerde patlayan Goztepemiz, kalesinde devlesen bir Corumspor kalecisi , bize o gunesi actirmadi..Ustune bir de tek gol yenince, agustosun son pazar gunu, havada kar da gormus olduk..Ama havanin kokusuna da bakilirsa, Goztepe icin hava durumu, ilerideki haftalarda, Izmir yaziyla kavusacak..

Goztepe icin hava dun karli da olsa, gunesli gunler cok yakindir...

Nefes



Neden bilmiyorum da bu hafta Galatasaray'ın kazanacağını biliyordum. petitinyeri'ndeki tahmin postunda da 2 yazmıştım maça. Duygusal yapmadım tahmini. Eskişehir yine taraftar desteğini arkasına alacaktı. Maç kansere bağlayacaktı, hele bizim bu orta sahayla. Ama hani bir takımın kaybetme lüksü olmaz ya, hani şampiyonluk yolunda son haftalarda kritik maç falan. Diil, çok daha vahimdi durum, Arda'nın da dediği gibi bir onur mücadelesiydi. Kazanacaktı bir şekilde Galatasaray. Bu arada Eskişehir taraftarına da değinmek istiyorum. Çok övünüyorlar kendileriyle ve İstanbul'dan duydukları tezahürat ve besteleri takımlarına uyarlamalarıyla, ama maç 3-1 olduktan sonra televizyondan Ufuk'un bağırmaları, Baros'un hakeme fuck off demesi, hepsi duyuldu. Kimse kalmadı, bandocular dahil. Zaten 3 sene öncesinin 3 büyük takımı destekleyen taraftarı onlar. Geçen sene Koray'ın attığı gol hatırlarındayken dün ne hakemin ne de Ayhan'ın anası bacısı kalmadı. Neyse..

İlker, Ivesa ve Ufuk.. Benzer bir gol yiyince içinde bulunduğum ruh hali geldi aklıma.. Geçelim hemen.

2 gün önce çok saçma bir şekilde, hakem faciasıyla ve yine son dakikada geçen senenin modası konsantrasyon kaybıyla elendiğimiz takımın Süper Kupa'yı almasının hüznü geçmemişti bu maça başlarken. Cuma günü İnter'i eleyen takımda Godin dışındaki tüm oyuncular aynıydı Galatasaray maçlarında da. Eskişehir'de de sahada 6 oyuncu vardı o maçlardan. Biz nerdeyiz şimdi diye soramıyorum bile.



Kaleciye de değinmek istiyorum. Ufuk'un golden önceki kurtarışı teknik olarak gayet başarılıydı ama ben o kurtarışta bile kendisinin bie kilo fazlası olduğunu hissettim. Bildiğim Ufuk'tan daha iyi yükselemedi yerden ve geriye doğru düştü. Yediği gole gelince, o golü Aykut yeseydi çok daha farklı yorumlar yapılırdı bugün etrafta. Ufuk hakkında hiç birini göremedik. Aykut da konsantrasyon ve güven eksikliğinden çok gol yemiştir, şu an da Ufuk'un ilk kaleci olması doğru tercihtir, eyvallah ama Aykut'un, 6 senedir hadi geç kaleye deyince, 1 kilo fazlası da olmamıştır, profesyoneldir.

Aydın'da bir parıltı var. Hadi hayırlısı. Defans öğreniyor, son vuruşu gelişiyor gibi.

Mehmet Helvacı transfer için "İşi aceleye getirmek istemiyoruz." dedi. Tarih :29.08.2010

Misimovic de ülkesinde: "Galatasaray'a tarih yazmaya gidiyorum." demiş, gel abicim gel bi sen.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

3,2,1... Oyun..

Galatasaray üzerine yazmaya devam ediyoruz. İrdelenmesi gereken o kadar çok şey var ki, bizim açımızdan tek sıkıntı nereden başlayacağımız.

Arkadaşım Uğur yazmış. En büyük hata Rijkaard'ı göndermek olur diye üstüne basa basa belirtmiş. Teknik ekip, yönetim, belki oyuncular ve dışarıdan seslenen taraftarın da etkisiyle oturulur karar verilir, yollar ayrılır ayrılmaz. Gidilebilir kalınabilir, doğal süreç. Fakat kalınırsa nelerin vadedileceği, gidilirse yerine kimin konacağı ise bambaşka konular.


Cevap 2. Rijkaard gitti diyelim. Sanırım Fatih Terim bu sefer daha güçlü ve sağlam mukavele ile gelir gibime geliyor. Hagisiz 2.Terim döneminde yapılan hataların hala bedeli ödeniyor olması taraftarın bu birlikteliğe çok sıcak bakmayacağı sonucunu doğurabilir. Bayrak isimler herşeye rağmen camiada bağra basılır son Bülent Korkamaz döneminde olduğu gibi, ama son zamanlarda gördük ki Terim'in olası bi başarısızlık durumunda bir önceki gibi alkışlanarak uğurlanmaması çok büyük olasılık yine Bülent'in gidişinde gibi.
Cevap 1. Rijkaard kaldı diyelim. Aslında bugün Rıdvan'ın da belirttiği gibi 2-3 rütujla hala çok güçlü bir kadroya sahip Galatasaray. Formda bir Cana, gelebilesi Misimovic ve Emana takımı çok güçlü kılabilir. Alınacak 3-4 seri galibiyet taraftarın ruhani durumunu Cennete taşıyabilir. Ama Neeskens'in maç sonu "Bu dakikadan sonra transfer yapılsa nolur" demesi teknik ekip tarafından yönetime atılmış çok büyük bir trip olmakla beraber , anlaşılabilmiş midir ama bilmiyorum. Taraftarı bile tatmin etmeyecek bir şampiyonluk bu çapta adamları ne derce mulu kılar büyük soru işareti.

Gelelim asıl anlatmak istediğim meseleye. Bir öğrenci düşünün, Lise 1.sınıfta okul birincisi oluyor, aklınca başarılı bir okul hayatı ama üniversite sınavında istediği yeri kazanamadıktan sonra ben neyleyim lisedeki onur tablosundaki fotoğrafını. Galatasaray'da da durum böyle aslında. Yaw kardeşim bu oyunun tek bir amacı var sahada maçı kazanmak. Bize ne Futbol AŞ birleşmesinden, Riva arazilerinin satışından, borçtan bataktan bize ne. Bize bunları anlatma. Zaten işimiz başımızdan aşkın, hepimizin binbir türlü derdi var bir de kulisle ilgilenemeyeceğiz. Bu işten para kazanan değil, hatta Lig tv'ye, GS tv'ye ve maç biletlerine para veren insanlarız. Biz körü körüne takımına bağlı bireyler olarak zaten sizi seçmişiz bu işlerin sahne arkası ile ilgilenin diye, Işıkçının, dekorcunun, asistanın nasıl amacı tiyatroda oyunu sergilemekse, sizin de asli görevinin takımı maçta hatasız yer almasını sağlamaktır. Teknik ekibin öneteceği oyun kadrosunu güçlü kılmaktır. Usta tiyatrocu unuttuğu repliği ustalıkla kelime oyunları ile çaktırmadan idare edebiliyorsa, basit hatalarla yenmiş ya da sıkıntıya düşülmüş durumlardan takım da usta oyuncuları ile sıyrılabilmeli.

Kendimi bildim bileli Galatasaray ilk defa bir Anadolu takımı karşısında favori değil.İddia oranlarına bakmadım ama uzun zamandır Eskişehir'de kazanamamış takım haftayı yenik kapatırsa haftaya da kolay bir ekiple karşılaşmayacak, ondan sonra ki hafta da. Yani yine ilginç güven dolu Anadolu klüplerinin yanında kimlik arayışındaki İstanbul takımlarının mücadelelerinde bolca sürpriz yaşanacak sanırım.

27 Ağustos 2010 Cuma

Ne felaketi yahu!




"Riva'dan elde edilecek gelirlerle Galatasaray Sportif A.Ş. ile Futbol A.Ş’yi birleştireceğiz. Borçları ödeyeceğiz ve Florya’daki üst kullanım hakkı bize ait olan arazinin tapusunu almaya çalışacağız. Ama asla bu parayla transfer yapmayacağız.” Bu sözler 23 Mart 2008'de başkan seçildiği gün oy verme işleminden hemen öncesinde Adnan Polat'a ait.
Adnan Polat'ın zaten başkan olmadan önce de aklındaki en önemli maddeler, Riva, Seyrantepe, Sportif ve Futbol AŞ birleşmesi - borçların kapatılması idi. Futbol takımının kötü gidişine rağmen gündeminde yine bunların olması ise, kötü tabi. Yani, tamam bu konularda yaptıkların çok önemli ve güzel, ama sendin sayın başkan futbol takımını yeniden Avrupa'da kupa kaldıracak düzeye getireceğim diyen. Basın futbol takımını sorarken de, Riva'yı değerlendireceğiz, borçları azaltıyoruz, Seyrantepe, gak-guk dersen gülerler. Sonra da kalkıp felaket tellallığı yapmayın dersin. Şimdi de, 5 sene içinde Avrupa'da kupa almak istiyoruz demiştim, daha 2 sene oldu, Rijkaard'ın arkasındayız, başaracağız, falan dersen de gülerler başkanım. Tamam, istifalara gerekli açıklamayı yaptın. Tatmin edici. Ama, futbol takımıyla ilgili halen, transfer yapacağız vs. falan demeyin lütfen. Yemezler artık. Bu arada, bana kalırsa hem erkek hem kadın (bayan?) basketbol takımları bu sene çok iddialıyken, voleybol takımları da basketbol kadar olmasa da yine fena degilken, amatör branşlarda halen durum iyiyken, sadece futbol takımının kötü gidişatından başkan sorumlu tutulmamalı. Sorumlulardan birisi olabilir, tartışılır.

Neyse...
Dünkü maçtan sonra kurban aramak isteyecektir herkes. Suçlu bulmak ve ona yüklenmek kolaydır. Rijkaard gitsin, yönetim istifa, Arda Allah belanı versin, sağlık ekibini keselim, kaleciler ölsün, tribün dağılsın vs. Fakat ortada geçiştirilemeyecek kadar büyük sorun(lar) olduğu bir gerçek. Belki bunların hepsiyle ilgili ufak tefek de olsa sorunlar var. Tribün, yönetim, futbolcular kendi aralarında, teknik heyet...


Şu an en büyük sorun ise; sorunun nerde olduğunu kimse bilmiyor, kulübün içindekiler dahil. Transfermiş, sakatlıkmış, hakemmiş, yönetimmiş, taraftarmış, takım yetersizmiş... Hepsinin bu gidişatta payı var elbet. Fakat geçici bunlar.. Hadi 2 hafta sonra Misimovic geldi, salladı 2 tane, aldı maçı götürdü, Sami Yen'de 4 attık, rakipler de kaybetti , oooh. Noldu? Herkes neşeli, mutlu, 3'lüler yıkıyor Mecidiyeköy'ü. Keyifler gıcır. Mı acaba?





Sahada, üzerindeki parçalı formanın sadece takım arkadaşlarını rakip oyuncudan ayırmaya yönelik bir araç olmadığını, onun ayırma yeleğinden bir farkı olduğunu, hakem son düdüğü çalmadan maçın bitmeyeceğini, Galatasaray'ın olduğu her yerde umut olduğunu, ciddiyeti kaybedince takımın onurunu kaybedeceğini, Galatasaray yenilince kaç bin kişinin kaç gün uykusuz kalacağını, kimsenin Galatasaray'dan büyük olamayacağını vs. unutmuş bir insan grubu varken ben ne kadar kandırabilirim ki kendimi?

90. dakikada turu getirdiğini zannettiğin golü attığın kaleye ilk kez gitmişsin. Bunu tanrı istemiş, adamın ayağı kaymış. Onbinlerce insanın duası o dakikada tutmuş yani. Rakibin 90 dakikadır yaptığı defansı sen 4 dakika yapacak fiziğe, tekniğe, yüreğe sahip değilsen, senin 90 dakikada kuramadığın baskıyı rakip 10 kişiyle 2 dakikada kurup sana gol atıyorsa ve bu golün seni Avrupa'dan daha eylül gelmeden eleyeceğinin farkındayken, kaç senedir Şampiyonlar Ligi kurasını iç çekerek izleyen, meşhur şarkısını duymaya artık dayanamayan onca insanın Uefa'dan bile elenince neler yaşayacağını "umursamazsan" o takımda ne işin olduğunu sorgulayacaksın. Tabi, bulamayacaksın paradan başka bir sebep. İşte o da senin karakterindir.

İsim vermek doğru değil bence. İstekli olup da yetersiz olan, kapasitesi belli oyuncular da var. Takım arkadaşıyla arkadaş olmayan da var. Suçun teknik direktöre veya yönetime atılacağını düşünen de var.

Benim düşüncem Galatasaray, bir şekilde sorunu bulup aşacaktır. Çıkacaktır bu durumdan. Evet, epey zor bu. Belki önümüzdeki sene de olmaz bu, fakat olacaktır. Bu süreçte futbol takımının ihtiyacı olan tek şey var. Frank Rijkaard... Ona inanmayan varsa ve o, suçlulardan biri olarak görülürse, o zaman durum vahim işte.