"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur." J. B. Priestley, The Good Companions, 1928

10 Temmuz 2012 Salı

Zihniyet Tehlikesi ve Sporumuz

Ülkemizde spora bakış benim çocukluğumda sığdı, ancak samimiydi. Zihniyet zaman içinde gelişti, internet ve teknolojiyle, basının ilgisi ve ekonomilerin müthiş büyümesiyle farklılaştı, samimiyet kayboldu.



İlkokuldayken ben, bir erkek çocuğu futbolu sevmeliydi. Basketbol bile kız işiydi. Futbol oynayanlar basketbol oynayanlarla dalga geçerdi. Ben buna rağmen babamın tavsiyesiyle yüzmeye başlamıştım. 2 sene civarı gittim. Sürekli hasta olunca anne yüreği elvermedi ve beni o spordan aldı. Hayatımda çok üzüldüğüm bir nokta budur. Sonra futbola yöneldim, kaleciliği çok seviyordum. Ancak boyum kısaydı, basketbola yönelmem gerekti. Sonra ortaokulda bir şekilde basketbol aşkı parladı. Bunda şüphesiz İzmir'de oluşumun etkisi büyüktür. Tabi ufacık olan boyumun uzadığına şahit olmak da motive ediciydi. Aklımda okul adına hiç bir şey kalmıyordu. Aile baskısıyla dersanelere gidiyordum. Bu da ailemi gerçekten endişeye sürüklüyordu ki, annem ders çalışmama karşılık para teklif edecek kadar çaresizleşmişti. Bense şimdiki adıyla LGS sınavından 1 hafta öncesine kadar eve 40 dk. mesafede günde çift idman basketbol oynuyordum. Sonra yatılı bir liseye gidince spordan koptum. İşte bu nokta da ikinci büyük üzüntümdür. Sonra okul futbol takımlarıyla amatör olarak çok güzel vakitler geçirdiysem de televizyonda aynı futbol ve basketbol sahasına ayak bastığım insanları görünce sorguluyorum kendimi.


Benim çevremde spor bir çocuğun hayatının bir parçasıydı. Ben hiç hatırlamıyorum sporla uğraşmalı mıyım diye sorguladığımı. Hep spor yaptım. Bunda dediğim gibi İzmir'de olmamın payı olsa da içinde bulunduğumuz zihniyet spora hep teşvik ediciydi. Spor güzellikleri hatırlatıyordu, birleştiriciydi. Şu an bana aynı duyguları hatırlatmıyor, bu kesin.

Günümüzde spor sosyoekonomik de bir kavram. Maalesef bu yüzden en çok zararı bizim gibi gelişmekte olan ve görece muhafazakar toplumlara veriyor. Olayın ekonomik boyutu o kadar büyük ki, sosyal olarak bunu kaldıramıyoruz. Bir sporcunun milyon dolarlar kazanması bırakın gelir düzeyi düşük halkı, kendisinden birkaç yüz bin dolar az kazanan takım arkadaşının bile derdi olabiliyor. Hal böyleyken ilginin bu kadar fazla olduğu bir noktaya siyasetin karışmaması imkansız hale geliyor. Önceden de siyasiler takım tutardı, ancak şu an siyasi bir kimlik sadece tuttuğu takım yüzünden belki aynı siyasi görüşteki bir adam tarafından nefret edilir; veya tam zıt görüşteki bir insan tarafından tamamen savunulur hale gelebiliyor. Hatta siyasi görüşünü değiştiren insan tanıyorum ben. Evet, daha önce şu anki iktidarın sempatizanı olan Fenerbahçeli bir kişinin bundan sonra asla o partiye oy vermeyeceğini çok net duydum.

Olayın sosyal boyutuna bakarsak;

Ülkemiz insanının muhafazakar oluşundan öte; okumayı, araştırmayı ve en önemlisi düşünmeyi sevmemesinden, kabaca cehaletten dolayı birçok şeyi anlatıldığı gibi kabul edip, bir anda fikir sahibi olmadığı konuda öncü hale gelmesi gibi büyük bir sorun var. Bunun en basit örneği sosyal medya. Birinin kendi bakış açısıyla ortaya attığı bir fikir çok hızlı bir şekilde yayılıp; bir anda o düşünceyi savunan veya o düşünceye karşı olan insanlar türetiyor (eleştiren demiyorum dikkat). O bilgiyi veya düşünceyi okuyan herkes bir anda olumlu olumsuz diye kutuplanıyor, hiç üstüne gitmeden, araştırmadan. İşte bu çok vahim.

Diğer bir örnek görsel medya. Mesela Acun Ilıcalı'nın "survivor" diye bir yarışması vardı. Açıkçası izlemedim ama yarışma esnasında ve sonrasında "Deryacı - Nihatçı" diye insanların kutuplaştığını ve artık bir yerden sonra düşüncelerin, fikirlerin yerini tutkunun ve kör cahil savunmasının aldığını hatırlıyorum.




En büyük örnekse, bence şüphesiz geçtiğimiz son bir senede yaşanan şike soruşturması.
İnanılmaz. Bu konunun sosyolog ve psikologlar tarafından gerçekten çok ciddi biçimde ele alınması lazım. İşte "kör cahil savunması, tutku, bir düşünceye saplantı derecesinde bağlanma, düşünmeme" gibi kavramların hepsi en yoğun biçimde karşımızda. Hayatında kitap okumamış insanlar yüzlerce sayfalık iddianameleri, savunmaları, kanunları, UEFA kriterlerini falan çok dikkatli okur, tartışır oldu (Sanki atom mühendisi adam, doçentlik tezi hazırlıyor. Bu arzuyu başka kitapları okumak için kullansaydın keşke.). Evet okuyor insanlar ama yine boş. Yani bilgi edinmekten ziyade tuttukları takımın çıkarlarına paralel ne varsa onu seçip, rakip takımı tutan biriyle kavga ederken onun suratına çarpmak için. Bu daha da vahim. Televizyonda bilgili, okumuş, akıllı kim varsa bir anda sapıtıp kendi düşüncelerini diretmekten başka bir şey yapamaz hale geliverdiler (Uğur Meleke'yi tenzih etmem gerekiyor kesinlikle.). İşte bu da, zaten bilgiye ulaşmaktan aciz halkımızı daha da kör hale getirdi.

Dikkat edin, olayın içeriğinden bahsetmiyorum, bahsetmeme gerek kalmadı bile. Ülke tıpkı siyasi seçimlerde olduğu gibi belli bir kesim ve geriye kalanlar da tam onun karşısında olacak şekilde ikiye bölündü. Fenerbahçe'liler ve diğerleri. Bu toplum, siyasi seçimlerde bile bu kadar keskin ikiye bölünmedi. Yani şu an "iktidar savunucuları" ve "iktidar karşıtları" çok büyük bir çoğunluğu oluştursa da arada gezen hatrı sayılır bir kesim var. Ancak şike hadisesinde arada kimse yok. Kendini haksız çıkaracak (niye haklı-haksız tartışmasına taraftarlar giriyor anlamış değilim!) bir doğruya doğru veya yanlışa yanlış diyecek insan yok. Herkes kendi açısından bakmakla kalmıyor, bunu içi boş şekilde ilkokul ağzıyla savunuyor. Hiç bir tartışmada taraflar bir şey kazanmıyor. Çünkü insanlar kendilerininkinden farklı bir fikre dirençli. En vahimi bu. Varsa dirençsizler, nolur kendilerini göstersinler, bir aksiyonda bulunsunlar rahatlayalım. Toplumun paramparça olmasını izliyoruz alenen; belki kurtuluruz ama bunu amaçlayanlara da en güzel ipucunu vermiş olduk.

EK: İlk resim Sporting Gijon'un eski savunma oyuncusu Javi Poves'e ait. Futbol dünyasındaki paraya dayalı kirli düzenden bıktığını söyleyerek 25 yaşında futbolu bıraktı bu arkadaş.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Federer'in 17 Grand Slam zaferi


NTVSpor'dan.. Çok güzel bir derleme..

Köprüde Maç Keyfi

                                      

Geçenlerde yakın bir arkadaşım köprü trafiğinde köfte siparişi verip köfteleri motorsikletli çalışan tarafından arabalarına kadar getirildiğini söylediğinde bundan ötesi olamaz diye düşünmüştüm. Ama öyle bir ülkede yaşıyoruz ki gün gelmesin bir önceki şaşkınlığımızın aslında hiçbir özelliği olmadığını anlayalım. Arkadaşlar FSM Köprüsünde kapatılmış şeritlerde maç yapmışlar. Hem de tam Türk usülü. Üstte beyaz atlet, altta kot ve kundura ayakkabı. Torunlarına anlatacak anılarına bir yensini eklemişler. Yalan yok çok ama çok kıskandım.


8 Temmuz 2012 Pazar

welcome back



Onların bir daha grand slam kazanamayacağını düşünenlerin sayısı hiç de az değildi. Roger evlendikten eh biraz da yaşlandıktan sonra düşüşteymiş gibi gözükse de ilk 3 ten kopmadı. Serena ise geçen seneyi boş geçirdi, Rolan Garros ta ilk turda elenmesine rağmen onun kendisini Wimbledon için nadasa bıraktığını kim bilebirlirdi? Tekrar hoşgeldiniz Şampiyon doğanlar, Şampiyon kalanlar..

Gol Çizgisi..


Tenisteki  “Şahin Göz” uygulamasının futbolda “top çigiyi geçti mi? Geçmedi mi?” kararında kabul edilebilecek iki sistemden biri. Diğer sistemde kale içierisinde magnetik bir alan oluşturarak hakemin saatine mesaj gelmesi.Bunlardan birisinin kabul edilmesinin futbola ne katıp ne götüreceğini zaman gösterecek. 

Gol mü? Değil mi? tartışması kesinlikle direk skoru etkileyen bir durum.. ama bu sistemin kabul edilmesi yarın ne kadar modifiye edileceği konusunda bende kuşkular uyandırmakta.


Bir hakem kamerası olsun..Hakem  hangi kartı göstereceğini,penaltı olup olmadığını da o da kameradan izleyerek karar versin.

Bir faulün penaltı olup olmaması maçın skorunu etkilemez mi?

10.dakikada gösterilmiş bir kırmızı kart maçın skorunu etkilemez mi?

Maçın içerisinde top hakeme çarptığında oyun devam etmiyor mu? Kaleci hatalı gol yiyor, defans kademe hatası yapmıyor mu? Forvet gol kaçırmıyor mu? Nasıl bu hatalar oyunun bir parçası ise hakemin hatalarının da oyunun bir parçası olduğunu düşünüyor ve bu sistemlere karşı çıkıyorum.

Yoksa televizyonlarda sabaha kadar ne tartışılacak..

Tabi ki Galatasaray ile başlıyoruz.. Hamit Meselesi..


Son 1 sene blogumuzun hatta diğer bütün blogların yazarlarının içinden bir satır yazmak gelmedi. Malum şike süreci, play-off dayatması, kendi günlük stresimiz ve hayat kaygımız bu arayı zorunlu kıldı.

Bu zaman siliminde sekobarbital  (yani ben) baba oldu. Demirakis doktorasını bitirdi, uğur İstanbul’a yerleşme kararı verdi , seralple ise yine İstanbul’da uzmanlık eğitimine başlayacak, Galatasaray şampiyon oldu, Göztepe yerinde saydı, Pazar Ligi’nde Papazlar bir yarı-final bir çeyrek-final oynadı, ben ise üst üste iki kez gol kralı olma mutluluğunu yaşadım.  Bizler için işler biraz yoluna girdi gibi. Peki ülke futbolu içinde bulunduğu kaostan Ali Cengiz Oyunları ile mi kurtulacak? Bir günde değiştirilen 58. Madde ve Ağustos ayındaki etik kurul raporlarından UEFA’nın haberi yok mu?


Bu sorunun cevabını aramıycaz tabi ki, zıt cevapları o kadar körü körüne savunanlar var ki, yapacağımız en fazla yine diğerlerinden çok da farklı olmayan bir tartışma başlatmak olur.

Malum transfer dönemi . Galatasaray ile Assaidi, Burak ve Hamit’in ismi anılıyor. Hamit için Fenerbahçe de devreye girmiş, Assaidi faks yolu ile imzalamış, Burak için Trabzonspor’a jest olsun diye 2 milyon euro fazladan para ve oyuncu takası öneriliyormuş falan filan.


Futbol adına ne kadar kısır bir dönem olsa da Medya için haber bulma telaşının olmadığı aşikar. Aynı gazetenin verdiği bir haberi ertesi gün kendisinin yalanlamasına bile şahit oluyoruz. Aynı gzete “Hamit Cim Bom’da” manşetini 2 hafta önce atmışken, bugün “Hamit Fener’de” yazabiliyor. Ben sadece NTVSPOR takip ediyorum, çünkü 1.elden olmayan bir bilgiyi kesinlikle paylaşmıyorlar ve resmiyete dökülmeden bir transferi oldu gözüyle yayınlamıyorlar. Tamamen tarafsız Rıdvan Dilmen maç aralrı hariç tabi ki.


Hamit kime imza atar bilemem ama oynadığı takımlarda, ki buna Schealke de dahil, hiçbir zaman takımının banko oyuncusu olamamış, Bayern Münih ve Real Madrid’te sadece kulübeyi zenginleştime adına yapılmış bonservisi elinde bedava futbolcu transferidir. Hamit’in sözleşmesi devam etseydi onu ne Bayern ne de Real almazdı.

Hamit’in mevkisi nedir diye sorsak? Sağ bek, sağ iç, sağ açık, ya da bir maç zorunluluktan oynatıldığı sol ön?  Dayanıklılığı ne oranda? Hızı soru işareti? Patlaması?

Real Madrid’te 2,2 milyon euro kazanan bir oyuncunun Türkiye’den 3,5 milyon istemesinin altında menejer oyunlarının olduğu anlamak için medyum olmaya gerek yok? Aynı şekilde bu paranın oyuncusu olmadığını da.
Bu benim yorumum değil,sizlerle sadece istatistikleri paylaşmak istiyorum.

Schaelke döneminde sezon başı ortalama 28 maça çıkmış Hamit ve sezon başına sadece 2 gol atmış. Bayern Münih’te ise ortamala 15 maça çıkmış ve attığı gol sayısı 7. Real Madrid le 5 maçta boy göstermiş  ve 1 gol atmış. Bu rakamlara yedek kulübesinden gelip girdiği maçlar da dahil. Gol sayıları onun ofansif gücünün bir göstergesi ne kadar olabilir, tartışılır fakat asist sayıları da gol sayılarından fazla değil.

Bayern Münih ve Real Madrid’in lig ve kupalar dahil ortalama senede 55 maç yaptığını belirtecek olursak Hamit son 5 senesinde kulüpler bazında çok ta üst düzey maç oynamadı. Artık bazılarımız o kadar işi abarttık ki Hamit’in İniesta’ya attığı çalımla bile övünür olduk. O maçta sağ bek oynamıştı, 1 yerinde orta dışında 10 üzerinden 6 lık bir performans sergilemişti. Nuri gibiüstünde durulacak yaşı da çoktan geçti. Nihat’ın dönüşü için yıllık 3,5milyon euroyu gözden çıkaran ve uzun vadeli kontrat yapmış olan Beşiktaş’ın pişmanlığını hatırlamak için çok da uzaklara gitmeye gerek yok.

Hamit’in Galatasaray’a çok fazla vereceği bişeyler olduğunu düşünmüyorum. Milli takımda her yenilgi sonrası  takım arkadaşlarını suçlayan birinin takımdaşlığı konusunda ciddi şüphelerim var. 4-4-2 den vazgeçeceğini düşünmediğim Galatasaray’da kendisini koyacağım bir mevki  de bulamıyorum. Özellikle Umut ile anlaşılmış, Necati ile sözleşme uzatılmış ve Burak geldi gelecekken.

Takımdaki ekonomik dengeleri bozmayacaksa ve zaman zaman yedek kalmayı dert etmeyecekse de bu şartlarda 18 kişilik kadroda bulunsa çok da fena olmaz. O da ayrı mesele.

19 Ağustos 2011 Cuma

Somut delil


Goztepelist'ten alintidir

"

GÖZTEPE’mizin gesesporu 2-0 yendiği maçın ertesi günü , hiç adetim olmadığı halde rahmetli Kenan Onuk’un sunduğu 90 dakika programı için ekran başına geçtim. Yapılacak yorumları zevkle dinlemek ve o güzel maçın keyfini bir kez daha an be an yaşamak için. Eh bir de maç esnasında tribünden göremediğim golleri rahat rahat izleyebilmek için. Zira kapalı tribünde hiç susmadan , durmadan tek ağız tek yürek : “Saldırın durmadan bu taraftar arkanızda her zaman” Atatürk Stadında kapalı tribünün protokolün sağındaki olan herkes gibi trans haline geçtiğimizden golleri de görememiştik.

1 gram bal için 1 kilogram keçiboynuzu çiğnemek nedir bilir misiniz ? Bilmeseniz bile bu deyimi mutlaka duymuşsunuzdur. 2 saat süren programda, gese şöyle yaptı , Luçescu şu hataları yaptı , şöyle oynamalıydı da böyle oynamadı vsvsvs. Eee? GÖZTEPE’miz ne yaptı ? gesespor oyuncuları golleri kendi kendileri mi attılar kendi kalelerine ? Ya o muhteşem taraftar ? 90 dakika boyunca susmayıp ta Eurosport kanalının bile tribünleri defalarca ekrana getirdiği o inanılmaz tribünler ? Tek vücut haline geldiğinde neler yapabileceğini Atatürk Stadında bile olsa – söyleyenin de dinleyenin de tüylerini diken diken edecek desibellere ve duygu yoğunluğuna ulaşabilecek yapıya sahip bu muhteşem taraftar nerede ? Yok. Varsa yoksa gesespor. Gesespor çalışır, idman yapar , taktik teknik onlardadır. Karşısındakiler figüran olduğu için çok konuşmaya değmez. Ha. Allah için bir iki vicdanlı yorumcu çıkar da “ Ya şunun hakkını da yemeyelim. Onlar da güzel oynadı deyiverir. Bu kısacık söze bile kurulmuş tabanca gibi tepki veren Bizans tetikçileri hemen savunmaya geçer:

”Filan Bizans takımı gününde olsaydı zor yenilirdi. Ya arkadaş . Bu Bizans takımları diğer tüm takımları yensin de her sene bir tanesi şampiyon olsun diye mi oynanıyor bu lig ?

SOMUT DELİL – 1 : Tüm medyanın taraf tutması ile hakemler ve futbol federasyonu ve tüm Türk milleti etki altına alınmış , yalan yanlış ve taraflı yorumlar ile yıllarca kandırılan bu kitlelerin sahte desteği ile 51 yılda bunca şampiyonluk kazanılmıştır ki bu kupalar analarının ak sütü gibi helal olmadığı, haram olabileceği yönünde kuvvetli bir kanaat oluştuğundan Maşeri
vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine….



Yıllarca yayıncı kuruluşun Pazar günleri yayınladığı programları izlerken bir şey dikkatinizi çekti mi ? Bütün yorumcular istisnasız , hakemlerin Takdir haklarını Bizans takımlarını lehine kullandığından , kim daha çok gürültü çıkarıyorsa onun sözünün geçtiğinden dem vurdular. Kartlarda adaletsizlik, takdir haklarında adaletsizlik, verilen faul kararlarında ve penaltı kararlarında haksızlık. Anlı şanlı yorumcular defalarca şunu dillendirmediler mi ? Bizans lehine verilen uyduruk bir penaltıda “aynı hareket rakip ceza sahası içerisinde yapılsa bu düdüğü çalabilecek miydi? Kendi beyninizde düşündüklerinizi dışarıdan okuyunca nasıl da acı acı gülümsüyorsunuz değil mi?

O kadar ki bir maçta jimnastik kulübü taraftar grubu çarşı-pazar dahi “eyyamcı hakem” diye tempo tuttu. Kara mizah. Güler misin ağlar mısın ? Bütün gece pozisyonlar en ince ayrıntısına kadar incelenir. Ama aslında incelenmesi gereken pozisyonlar bir başkadır. Hakemlerin verdiği karara itiraz eden Anadolu takımı oyuncusuna muhatap olurken nasıl azarladığını , gözlerindeki öfkeyi ifadelerine
nasıl yansıttığını, nasıl efelendiklerini görmediniz mi? Bir de pozisyona itiraz eden Bizanslı oyuncuya davranışlarına bakın ? Eli topçunun sırtında, olur canım böyle şeyler birazdan senin lehine bir karar veririm telafi ederiz modunda.:))

Bütün bunları hiç gözlemlemediniz mi gerçekten ? Haydi bütün bunları görmediniz bari ben size bir tane somut örnek vereyim de birazcık düşünün : febesporlu Lugano ismindeki oyuncunun febe forması altındaki maçlarının tamamını izleyin. Kırmızı kart görerek atılmayı hak ettiği halde kaç tane maçı tamamlayabildiğini bir sayın. Ya da Hagi örneği. Şımarıklığı ve vurdumduymazlığı hakeme tükürmeye kadar götürebilecek cesareti nasıl buldu dersiniz?

SOMUT DELİL – 2 : Tüm hakem camiasının Anadolu kulüplerinin yıllarca hakkını bilinçli ya da bilinçsiz olarak yediği , onlara hak ettikleri gibi davranmadıkları , takdir haklarının kullanılmasında Bizans takımlarının kayrıldıkları anlaşıldığından ve maşeri vicdanda böylesi bir kanaat oluştuğundan işbu Bizans takımlarının maşeri vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine…

Yayıncı kuruluş Pazar akşamlarını lig maçlarına ayırır. Öyle mi ? Hayır. Bizans takımlarına ayırır. Toplam 5 saat maç yayını var ise bunun 4 saati Bizans takımlarının maçlarına ayrılır. Kalan 1 saatte ise DİĞER takımların maç özetleri verilir. Bizans tribünlerindeki sözde şovlar ballandıra ballandıra anlatılır gösterilir. Anadolu insanının o muhteşem tribünleri gösterilmez. Neden? Aman ha. Şehir bilinci uyanır da misal Sakarya’da yaşayan ve Bizans takımı tutmak zorunda olduğunu sanan futbol aşığı bir kişi tv de Tatangaların 90 dakika susmayan tribünlerini gördüğünde ; “Ne işim var benim bizansla kardeşim” deyip ayıkırsa endüstriyel futbolun gelir kapılarından biri kapanıverir.

Aman ha. Bu yüzden Anadolu takımlarının tribünleri gösterilmez , maçlar ve yorumlar kısa geçilir. Zaten onlar hafta içerisinde idman yapmaz , yöneticileri para , emek ve zaman harcamaz , taraftarları da yoktur değil mi?

SOMUT DELİL – 3 : Yıllarca görsel basın tarafından Anadolu takımları ve tribünlerinin , tribüncülerinin ikinci sınıf insan muamelesine tutulduğu , kendi gelir kaynaklarını yaratmada engellendiği ve bu nedenle bu takımların ve tribünlerin zaman , emek ve paralarının haksız yere gasp edildiği sabit olduğundan maşeri vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine…

Erman Toroğlu der ki : Son 20 yılın son 10 haftasını bir inceleyin. İnceleyelim. Bizim gördüğümüz şu : Şampiyon olan takımlar , kadro aynı kadro , teknik adam aynı teknik adam , hakemler aynı hakemler , rakipler aynı rakipler. Ne hikmetse son 10 hatta 15 maçlarını içeride ve dışarıda kazanarak, (işin ilginci şampiyonluk yarışı yaptıkları rakipleri de kazanırken:D) şampiyon olmuşlardır. Bu takımlar böylesi olağanüstü başarı destanları yazarak şampiyon olurken daha aradan 2 ay geçmeden Avrupa sahalarında 2.sınıf orta Avrupa ülkelerinin adı sanı duyulmamış takımlarına elenerek ilk turda ülkeye geri dönmüşlerdir ??? Örnek : Sigma Olomouc – 7.2. Tromso , vsvsvsvs.

1.turdan ileriye gidememenin tek bir izahı olabilir : Avrupa’da işler bizim buradaki gibi yürümüyor.

SOMUT DELİL – 4 : Bunca yıl kazanılan şampiyonlukların Avrupa kupalarında son derece rezil ve utanç verici karşılıkları olduğundan , Türkiye sınırları içerisindeki şaşaalı ve aldatıcı başarıların maşeri vicdanda ve halk nazarında inandırıcı gelmediğinden , Türkiye Cumhuriyeti’ndeki şampiyonlukların hak edilerek kazanıldığı konusunda maşeri vicdanda kanaat oluşmadığından maşeri vicdanda mahkumiyetlerine karar verilmesine…

Bunun gibi bir sürü delil ben size bulabilirim. Herkes vicdanını bir yoklasın bakalım. Haydi biz taraflı bakıyoruz diyelim. Tarafsız bakabilen birileri yoklasın vicdanlarını. Efendim ? Biz haklı mıyız ? Elbette haklıyız. Basına sızan bir ses kaydı…

2 Temmuz 2011. Şekip Mosturoğlu der ki : “Disiplin kurulunda 6-1. Tahkimde de 4-3 öndeyiz. “ Vay vay vay. Demek ki 2011 – 2012 şampiyonluğu ufak ufak geliyor he mi ? Benim 7 yıl sonra BANK ASYA ligine dönüş maçımda dayanamayıp
sahaya giren iki kardeşim 6 ay hak mahrumiyeti alırkene febesporun yarıda kalan maçında sahaya giren 10.000 kişi buharlaşabiliyor. Olur böyle şeyler.

Şaşırmamak lazım.



Her neyse. Bırakalım bunları. Çekin şu fikstürü. Daha yapacak çok işimiz, görülecek bir iki hesabımız var. Siz bildiğiniz gibi oynamaya devam edin. Ancak hiçbir zulüm ve haksızlık sonsuza kadar sürmez. Bunu biliyorsunuz değil mi? -

SON SÖZ : KUVVET HAKTADIR, HAK KUVVETTE DEĞİL. Bunu beyninizin bir yerlerine sağlam yazın. Unutmayın!!!!!!

SAYGILARIMLA…NE OLURSA OLSUN GÖZTEPE’MİZE BİR ŞEY OLMASIN…



MUSTAFA DALYANOĞLU…
"

13 Ağustos 2011 Cumartesi

29 Temmuz 2011 Cuma

Asalet



"Amacımız bir renge ve isime sahip olmak, Türk olmayan takımları yenmektir."

28 Temmuz 2011 Perşembe

Takım

Önce bireysel:
- Aykut: İnter maçında iyiydi. Zaten bence çizgide kötü değil. Ama ayağıyla vurduğu topların yükselememesi ve rakibe düşmesi büyük bir eksi.
- Ujfalusi: Yaşından çok vurdular ama, Sabri kadar koşmuyosa şerefsizim. Zeki de.
- Stoperler: Bence ııh. Yavaşlar ve güya güçlüler. Andy Caroll ikisine yetti arttı.
- Hakan: Fatih hocayla böyle bi değişim göstereceğini bekliyoduk.
- Selçuk: Önemi ve etkisi sanılandan da büyük.
- Melo: Bizim lig için ideal bir adam. Sert maçlarda çok lazım. Topu kötü kullanmıyor ayrıca.
- Sabri: Bugün oynadığı yere Lass gelirse orta sahamız delinmez. Kendisi de iyi bir yedek olur.
- Kazım: Çalımı eskisi kadar denemiyor sanki. Ama topu saklaması, gücü var. Daha aktif olmalı hücumda.
- Arda: 3-4 kilo fazlası var bence. Yine de defansa da çok yardım etti. Degen öyle götü dayayınca rahat veren bi adam değil. Ama çok iyiydi.
- Baros: Özlemişiz.
- Elmander: Böyle bir gol atması bence kaderini değiştirdi. Çünkü bir anda hem taraftar, hem basın, hem de teknik ekip gözünde sağlam kredi kazandı. Kendine inancı da artmıştır. Buna benzer hareketleri yapıyor olabilmekle birlikte, yapacak istek ve inanç olmalı, yoksa Elano gibi oluyorsun. Kaderi benzemesin.

- Poulsen ve Shelvey'i de anmak isterdim ama neyse, ağzımı bozmayayım.

- Culio ve Stancu'yu görmek istediğini söyledi Fatih hoca. Ama adamlar oyuna girdikten sonra topu rakip sahaya taşımak istemeyen bir takım vardı sahada. Götlerini yırtsalar istediklerini gösteremezlerdi. Madem hazırlık maçı ve madem görmek istiyorsun bazı adamları, daha fazla süre vermek zorundasın. Takımın iştahı kapandıktan sonra 7-8 dakika değil. Bilmiyorum, birçok kişiye şu anki kadroda fason gelebilir ama Culio'nun bende kredisi çok fazla. Geçen seneyi unuturum ama Cana'yı, Culio'yu, Neill'i, Kewell'ı unutmam.

- Kewell demişken; 19 Aralık 2009 Galatasaray 1-0 Gençlerbirliği



ve ardından;



Karbon kağıdı.
Futbol basittir. Zor olan basit oynamaktır.

- Şu Liverpool'dan şu an daha iyi bir takım yok Türkiye'de ve Galatasaray'ın as kalecisi, as bir ortasahası ve sağlam bir forveti daha gelecek. Bilmiyorum anlatabildim mi.

Profesyonel futbol disiplin kargaları



- 4'ünün yakalandığı, 4'ünün arandığı şu ana kadar toplam 8 kişi provakatör olarak tespit edildi ve bu rakamın artması bekleniyormuş,

- Basın mensupları dövülerek kovuldu,

- Tribünler sahayı basıp hazırlık da olsa uluslararası bir mücadelede rezalet yarattı, maçın bitmesine neden oldu,

ve PFDK konuştu: 2 maç seyircisiz oynama cezası.

15 Temmuz 2011 Cuma

Olmaz



- Lig bittikten sonra yazdığım şu post hakkında az tepki

almamıştım. Şöyle peşinen söylemek istiyorum ki, alın teri döken

futbolculara ve takımını destekleyen taraftarlar için üzülesim

geliyor. En masum onlar. Bu olaylar kolay değil. Empati yapmaya

çalışıyorum. Ama ne yalan söyleyeyim. Üzülmüyorum. Hani

Fenerbahçe düşmesin, ligin tadı kalmaz vs. diyorlar ya, ben

demiyorum. Suçlularsa kişilere ceza verilsin de saçma, sonuçta

Aziz Yıldırım yaptıysa bunu, kendine değil futbol takımına

yaradı bu.


- Ben olsam diyeyim... Bir kere üzüntüden uyuyamazdım. Görsel

veya yazılı basına bakamazdım. İkincisi ben ve benim gibi

tribünü her fırsatta binbir fedakarlıkla kovalayan insanların

emeğine haksızlık eden kim olursa olsun ona lanet ederdim.

Fenerbahçeli taraftarların psikolojisini anlıyorum ama onlar da

benim gibi kendi yaptıklarını anlamıyor sanki. Ben sadece

"renkleri" destekleyen eylemlere katılıp tezahürat yapardım.

Şüphelileri değil. Zira, tüm iddiaların yalan olması ve Aziz

Yıldırım gibi bir adamı kafasını ittirerek arabaya sokup

Metris'e göndermek bu Türkiye'de kolay değil. Bir şeyler olmuş,

bu açık.


- Şimdi cereyan eden hadiselere bakıyorum da. Baştan sona komedi

geliyor bana.


- Bu olay patlak verdiği andan itibaren yapılan açıklamalarda

birçok kimse üzerindeki formayı çıkarmamıştır bence. Ünal

Aysal'ı bundan ayrı tutuyorum. Galatasaray basın organlarıyla

ilgili aldığı kararlar, sonrası ve TFF'nin son tutumuna karşı

açıklamaları dahil bence son derece kendi deyimiyle aristokrat

bir tavırdadır. Ben bu kadarının bile fazla olduğunu

düşünüyorum. Ben unutmadım çünkü 1'e karşı 17 triplerini, tüm

görsel, yazılı ve sosyal medyada konuşulanları. Ve tam tersi

durumda şu an Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler'in neler yapacağını

kestirebiliyorum. Geçen ay "biz bize yeteriz" baskılı tişört

üretip giyenler şimdi "Türk futbolu birlik olsun, bu hepimizin

sorunu, kulüpler birliği karar almış sağolsun." falan diyor.

Neymiş demek ki? Yetemiyormuşsunuz birbirinize.


- Ünal Aysal'ın hiç bir açıklamasında "Fenerbahçe ve diğer

şüpheli kulüpleri küme düşürün, ne biçim iş yapıyosunuz TFF?"

gibi bir anlam olmadığı çok net. Sadece TFF'nin sadece hızlı

hareket etmesinin ve gerekirse ligleri ertelemesinin, aksi

takdirde yeni sezonun çok anlamsız, zevksiz, geliri düşük ve

şaibe altında geçeceği için bir gereklilik olduğunu söylemiş.

Bunda kınanacak ne var anlamıyorum. Bunu Fatih Terim de Adnan

Öztürk de söyledi. Burda şunu söylemem gerek. Önce

Galatasaray'ın; kimsenin, hatta kendilerinin bile beklemediği

bir tavır sergilemesine teşekkür eden Fenerbahçe kulübünün, bu

açıklamaya cart curt yapması acizliktir. Hele 3 gün önce Aykut

Kocaman'ın "Şampiyonluğumuzu alamazlar." şeklindeki ve Nihat

Özdemir'in "Şampiyonlar Ligi'nden alıkoymak veya küme düşürmek

TFF'nin ciddiyetine ve ağırlığına yakışmaz."
gibi manüplatif

açkıklamalarına hiç bir reaksiyon göstermeyen TFF'nin Ünal

AySal'ı tehdit etmesi basiretsizliktir.


- Olaylar ilk ortaya çıktığından beri şu tarz geyikler de

dönmüyor değil. Yok geçmiş yıllarda siz de yaptınız, yok

temizlemeye başlayacaksanız neden bizden başlanıyor, gidin tüm

lig tarihini araştırın (ki bunu Aykut Kocaman söyledi.) falan

filan. Komik ve boka batmışken yalnız kalmayayım mantığından öte

değil. Bir kere şu durumda bile mahkeme bitmeden kimse suçlu

değildir diyen birinin bilmem kaç yıl öncesi için bunları demesi

çok trajikomik. Ayrıca, önceden biz dahil başka kulüpler de

yapmıştır bu tarz hareketler, ama geçmişte yine sizin takımınız

da yapmıştır, siz de biliyorsunuz. O yüzden bu nisan ayında

kanunun çıkmasına yardım eden Fenerbahçe dahil tüm kulüpler

olduğuna göre, bu yargılama sürecinden kimse rahatsız olamaz. Bu

süreçten rahatsız olanları ve Aziz Yıldırım'a destek olarak

hareket eden taraftarları anlamıyorum. Zira, eğer iddialar

kanıtlansa da kanıtlanmasa da o insan yüzünden sizin o kadar

paranız, emeğiniz, sevinciniz boşa gitmiş olacak ve şu an içinde

olduğunuz durumun hesabını kimse veremeyecek (ki ben de

mahkemenin kanıtla"ya"mayacağını da düşünmüyorum ve bu iddialar

kanıtlanırsa hiç birimiz şaşırmayacak bence.).


- Mehmet Ali Aydınlar'ın bu şike olayını etik kurula sevk

ettiğini ligi tescil ettikten ve son İbrahim Akın olayından

sonra açıklaması şaka değil. Son olarak da "Her an her şey

olabilir."
dedi. Ciddi ciddi bu adam yönetiyor TFF'yi.


- Beşiktaş Türkiye Kupası'nı, şüphelileri aklana kadar

federasyona iade etti. Ben bir Beşiktaşlı veya Fenerbahçeli

olsam bundan da fazlasını bile isteyebilirdim. Şüpheli kim

varsa, benim duygularıma ve emeklerime kim hakaret ettiyse onun

derhal kulüpten defolmasını isterdim, kim olduğu hiç önemli

değil. Çarşı da buna benzer bir hareket yapıyor ve yapacak

galiba. Kimseye önyargıyla bakmamak ama aklanana kadar taraf da

olmamak.


- İşin bireysel boyutuna dönersem, ben sadece Galatasaray'a

bakıyorum. Halen Kallström'ü, Muslera'yı bekliyorum, halen "bir

sağ bek almadan nasıl olcak bu iş?" diyorum, halen "formalar

tanıtılsın gideyim kapayım bir tane" diyorum. Yukarıdakiler

sadece düşüncelerim. Sonuç umrumda değil.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Benzerimben



Till Lindemann - Adnan Öztürk
Güzel orta için Erol'a teşekkürler.

5 Temmuz 2011 Salı

Allah cezanızı versin!



“Benim gönlüm Hagi ile gelecek sezon da devam edilmesinden yanadır. Eğer, ara transfer döneminde transferler yapılır; Hagi de sezon sonunda ayrılırsa, yeni gelecek teknik direktör, alınan futbolcuları beğenmeyip, başka oyuncular isteyebilir. Bu da kulübümüzü daha büyük bir mali yükün altına sokar. Ne pahasına olursa olsun Hagi ile yola devam edilmeli. Ben iyi işler yapacağına inanıyorum”
15.12.2010

“Önümüzdeki dönemlerdeki Galatasaray’da yönetiminde tekrar görev almayı düşünüyorum. Umarım görev alacağım, o zaman Brezilyalı futbolculara karşı tavrımı daha iyi göreceksiniz. Brezilyalılardan yana birisi değilim. Ülkelerine gidiyorlar. Geç dönüyorlar. Takıma kendilerini vermiyorlar. Brezilya Milli Takımı’nda çok iyi oynuyorlar. Burada yarısını bile oynamıyorlar. Elano örneği ortada. Aldıkları paraya yazık. O paralar bu futbolculara haram olsun. Elano, ne verdi Galatasaray’a. Yine Lincoln gol attı; bazı maçları tek başına aldı. Elano ne yaptı; hiç… Tabii Brezilyalılardan bahsederken Alex’i ayrı tutuyorum. O özel ve dürüst bir futbolcu”
15.12.2010

"Yerli oyuncuların uzun zamandan sonra ilk kez yüzleri güldü. Bana dediler ki: 'Biz ilk kez böyle bir hocayla çalışıyoruz. Meğer 3 yıldır biz hoca görmemişiz. Böyle bir teknik adamla çalıştığımız için çok mutluyuz.' Bu da bizim Fatih Terim'i takımın başına getirerek ne kadar doğru tercih yaptığımızı gösteriyor."
05.07.2011

4 Temmuz 2011 Pazartesi