"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur." J. B. Priestley, The Good Companions, 1928

1 Nisan 2011 Cuma

Anlayamıyoruz...

- Nesnellikten nasibini almamış bir toplum olarak anlayış ve saygıldan, hatta dürüstlükten bile bihaber bazı yöneticilerin ellerinde işte biz taraftarların mutluluğu.

- Nasıl bir algıysa, bakış açısıysa, bunu tutuculuk veya bağnazlık gibi bir kelimeyle basitçe geçiştirmek de bence büyük ayıp.



Neyse;

- Hiddink, Toshack, Del Bosque, Aragones, Lucescu, Gerets, Tigana, Rijkaard, Schuster, Hagi harcadığımız teknik adamlar. Bu adamlar başarısız oldukları için gönderildi. Tamam bazıları gerçekten istenen başarıyı yakalayamadılar fakat bizim için nimet olan bu adamların felsefesinden bir şeyler almak yerine onları kısa sürede kendimize benzetemediğimiz için yolladık ya da gitmeye zorladık. Şirketleşme öyle bir noktaya gelmiş ki, artık sene başında kim daha çok ünlü adam getirirse hisselerin değerlenme ihtimali o kadar artar, mantığıyla hareket ediyorlar neredeyse. Adamlar geldikten sonra fıss. Niye? Çünkü adama devrim yapma vaatleri veriyorlar, bilmem UEFA şampiyonluğu vaadi falan, amaç koymaya gelince son gaz. Ama ben bu yöneticileri orta okuldaki halime benzetiyorum. Bir sınavdan kalınca gaza gelirdim, tamam derdim, topa ara vericem, şöyle çalışıcam, kapanıcam deyip çalışma programı yapardım diğer sınava birkaç hafta kala. O programı bir daha sınavdan önceki son gece görürdüm ama hep. Gülerdim kendime, çünkü az önce maçtan gelip duş almış olurdum ve yine derdim, aynı film. Gene kalırdım. Tamamen iyi niyetliyiz ama sabır, mantık, düzen, istikrar, saygı, hiç bir şey yok. Allahtan biraz şans yanımda oldu da uzun vadede ben yırttım. Ama bu mantıkla ülke futbolumuz liseye geçemez, o kadar.

- Örnek yazayım bir iki tane. Eric Gerets. Puan rekoruyla, saçma sapan adamlarla şampiyon olan o adam, ertesi sene şampiyon olamadı diye gönderildi. Şu sıralar adam Fas milli takımından yıllık 6.5 milyon lira alıyormuş, bizimkiler o parayı finanse etmeye çalışıyormuş. Hem de Aynı sezonda Rijkaard ve Hagi'yi madara edip yolladıktan sonra.

- Daum. Saçma sapan kadroyla son maçta kaçırdığı şampiyonluk yüzünden kovuldu. 2 kere hem de. Bu sene Aykut'un hele bu kadroyla yaptığı saçmalıklarını yapma lüksü hiç olmamasına rağmen başarısız sayılmazdı. Çünkü Gerets'li Galatasaray şampiyon olurken o da kırmıştı puan rekorunu. Düşünün, puan rekoru kırıp 2. oluyorsunuz, kovulup 2 sene sonra tekrar çağırılıyorsunuz. Aynı film tekrar.



- Rijkaard küme de düşse arkasındayız, diyenler 2 ay geçmeden valizi eline verince her şeyi düzelttiklerini sandılar ama yaptıkları tek şey son derece iyi niyetli bir başka Galatasaraylı'yı da madara edip göndermek oldu, terbiyesizce, samimiyetsizce.

- Schuster. İlk geldiğinde oynattığı futbolla herkesi Beşiktaş maçı izlemek ister hale getirdi, dendi hakkında. Sonra yaşanılan çöküş ve ne kadar sabredildi? Yine 2 ay. Hüsran. Şimdi konuşuyor bazı fason adamlar, biz demiştik çok açık oynatıyor bu adam takımı diye. Şimdi Schuster gidip de bir İspanyol takımını şampiyonlar ligine sokarsa ve bir şeyler yaparsa o zaman Beşiktaş'ın başında kim varsa yerden yere vurulur bu poşet medya tarafından. Çünkü Schuster gibi bir dehayı elinde tutamamış olurlar.

- Bir sürü hikaye anlatılır işte. Ama dedim ya, herkes iyi niyetli bu hikayelerde. Herkese yazık. En çok da parasını ordan burdan arttırıp maçlara giden ve ağlayan taraftara. En az da, her yerden voleyi vurup, millet ağlarken gülen üst düzeye.

- Şöyle ki, Adnan Polat da Hagi de Galatasaray'ı en zor döneminde sahiplenip sorumluluk aldılar. Hakan Şükür her hafta sonu çok çok ağır konuşur mesela Adnan Polat hakkında, teknik heyetin hataları vs. hakkında. Ancak Telekom Arena'da Antep ile 0-0 biten kupa maçından sonra da böyle atıp tutarken spikerin çok kritik bir sorusuna maruz kaldı: Sana görev verilmek istense, düşünür müsün? Hakan'ın cevabı ne oldu?: Şu kaos ortamında hayır, ama sezon sonu sular durulursa belki. Sular durulursa mı? Belki mi? Hani taşın altına elini sokma? Hani o ağızlardan düşmeyen Galatasaraylılık duruşu? Hadi be siz de. Kimsenin yapamadığını yaptı bu adamlar. Çünkü gerçekten bir şeyler yapmaya çalıştılar. Hagi 2 kere yaptı bu arada bunu. Hiç de gocunmadı. İkisinde de derdini anlatamadan gitmesine, gitmek zorunda kalmasına rağmen. Adnan Polat da stres altında topluluk yönetemedi vs.

- Bunca şey, oldu bitti vs. derken yine aynı filmi oynamaya hazırız biz. Çok çabuk unutup kanarız her şeye çünkü. Başbakan önce "NATO'nun ne işi var Libya'da" der. 2 hafta sonra "NATO, orada düzen ve emniyeti sağlamak için orada, destekliyoruz." der. Biz de yeriz bunları. Aman devam etmeyecektim burdan. Geri vites.

- Ali Sami Yen de, Rijkaard da, Hagi de, Tuncay da, Nihat da, diğer tüm efsaneler gibi unutulur gider bizde. İhtiyacımız olan tek şey, iyi niyetle söylenmiş birkaç boş vaat, bir iki de "yılın transferi" videosu, saçma sitelerde paylaşmak için.



Bu kadarız.
Güle güle güzel adam Hagi.
Az da olsa, sayende döktüğü sevinç gözyaşlarını ve adamlığını unutmayacak insan var bu ülkede.

Eyvallah

30 Mart 2011 Çarşamba

Nesnellik







Avusturya milli takımında oynayan Türk asıllı oyuncuları ve bazı Arda yorumlarını görünce aklıma geldi.

- Bizdensen ve başarılıysan ya götün kalkıktır, ya da bilmemnecisindir.

- Bizden değilsen ve başarılıysan idolsündür.

- Bir parçan bizdense ve diğer tarafta başarısızsan olsun, cansın, kararına saygılıyız.

- Bir parçan bizdense ve diğer tarafta başarılıysan Allah belanı versin.

- Bir parçan bizdense ve bizde başarılıysan son derece normal ve demokratik bir karardır bu, "bir de bizimkilere bak, ruhsuzlar" diyerek seni örnek gösteririz.

- Bir parçan bizdense ve bizde başarısızsan bir anda ırkçılaşır "Bizimki olsun çamurdan olsun." der, dışlarız seni.

Arda değil Türkiye




- Dün maçtan önce Rıdvan ve Gültekin'i dinledik. Daha doğrusu dinlemek zorunda kaldık. Çünkü maça en konsantre kanal, maçı yayımladıkları için değil hep olduğu gibi onlardı bir tek. İkilinin de bahsettiği buydu. Haklılardı. Milli takıma gösterilen ilgi ve sevgi azalmıştı yıllar içinde. Gültekin A milli takımın idmanını izdiham yüzünden izleyemediği günden bahsediyordu. Dünkü maçın önemine bakarsak, spor haberlerinde neredeyse boşver milli maçı Adnan Polat mahkemeye gidecekmiş falan yazacaktı.

- Bunu bugün de anlayabiliyoruz. O kadar ki, maç yazılarından sonra flaş haber niteliğinde fotoğraflarla Arda'nın hareketi yazılmış çizilmiş, insanlar yorum yapmış, yorumların sonunda GS-FB-BJK kavgasına dönmüş olay. Zaten bu İstanbul takım taraftarlarının arasındaki nefret bu kadar büyüdüğü için milli takımla ilgili bu süreç böyle gidiyor. Bloglarda maç hakkında yorum yapan çok çok azına rastladım, ama maç biter bitmez Arda'nın "bunu da yaz" derken ki fotoğrafının altında saçmalamalar baş göstermiş.

- Arda "futbolu çok özledim, oyun hakkında konuşalım, hareketi boşverin." diyor, biz onun dün maçı kurtardığını, tam 7 ay sonra (29 ağustos eskişehir deplasmanından beri) ilk kez 90 dakika oynayan bir oyuncuya göre inanılmaz güçlü ve istekli olduğunu, zekasını ve koordinasyonunu hiç kaybetmediğini, en son Azerbaycan maçından sonra takımdaki ve medyadaki "hafif boşvermişlik" havasını dün sahaya en yansıtmayan oyuncu olduğunu vs. konuşmuyoruz da, halen özel hayatından, sevgilisinden, Emre Belözoğlu'nu örnek almasından (ne alakaysa) bahsedip, onu yıpratanlara ve karalayanlara çanak tutuyoruz. Ne kadar iğrenciz, farkında mıyız?

Maça gelelim,

- Burak'ın en önde başlaması bence doğruydu. O stoperlere güçlü ve koşan bir ön oyuncu gerekliydi. Çok etkili olamadı gerçi. Semih'in sonradan girmesi gerekiyordu, girdi, oynadı, attırdı.

- 21 yaşına gireli 4 gün olmuş, milli takımla ilk resmi maçına bu kadar kritik bir maçta ilk 11 başlıyorsun, hem de 10 numarayla. Futbol enteresan.

- 22. dakikada Volkan'ın kullandığı aut atışı ceza sahasını o kadar yavaş terk etti ki, Gökhan da topun çıkmasını beklerken rakip az kalsın topu kapıyordu. O nasıl vuruş Volkan? Niye beklersin topu Gökhan, rakip geliyorsa topa ceza sahası içinde değersin, aut tekrarlanır. Orda kaptırıp gol yesek gene kanser olucaz. Zeki olmak önemli.

- Güzel gol Gökhan, çok güzel.

- Nuri'nin kendisi de söyledi. Çok heyecanlıydı. Ona çok ihtiyacımız olacağı günlerde böyle olmaz inşallah.

- Mehmet Ekici çok teknik, topu da iyi saklıyor.

- Hamit'in Azerbaycan maçından sonra "bazı arkadaşlar burayı kulüp takımı sanıyor, akıllarını başlarına alması gerekenler var, maçı brakıp koşmayanlar, birbirine kızıp oynamayanlar var." sözlerinden sonra dünkü maç için kendi oyununa bakmasını tavsiye ediyorum. Sağ açıkta formda bir Kazım olur muydu?

- Dünkü ilk 11'in yaş ortalaması 25.9, aday kadronun yaş ortalaması 25.1. Hiddink muhtemelen bu jenerasyonla 2014 Dünya Kupası'nda bu takıma sürpriz yaptırır, söyleyeyim.

Eyvallah

28 Mart 2011 Pazartesi

Çok Zor


Dünyada bir insanı zihinsel olarak zorlayabilecek en büyük şeydir "ikilem" bence.

"prensipler - zorunluluklar", "olması gereken - prosedür", "bu dünyanın kahrını ben mi çekeceğim? - bir şeyler yapabilecekken yapmamak kötü değil mi?"

Bu tarz düşünceler insanı intihara ve cinayete bile götürebilen tamamen katastrofik sonuçların temelinde olur genelde. Galatasaray da benzer bir süreçte, intihar eden de oluyor, katiller de var. Tabi bu debelenmede takım sevdalılırına da ya pes etmek (alışmak ve/veya görmezden gelip dalgaya vurmak), ya da kahrolmak düşüyor.

Toparlayalım.

Hagi;

Misimovic 'e çok ihtiyacı olduğunu bilmesine rağmen belki de askerliğinden dolayı süregelen disiplin anlayışı onu, adamı silmeye itti.

Kalite ve performans bakımından yetersiz oyuncular olduklarını bilmesine rağmen, bazı oyuncuları sadece çalışma disiplinlerinden dolayı medya baskısını da omuzlayarak oynattı.

Uzun vadede iş yapmayı amaçlamak yerine, en azından sezon sonunu getirebileceği bir tavırla idare etmeliydi belki de, en azından kendi geleceği için. Halbuki Rijkaard'ın da aynı zihniyetten dolayı gönderildiğinin farkında olmalıydı. Karakter işte...

Adnan Polat;

Uzun vadede başarı ve sabırdan bahsetti sürekli, kongrede bile görüldüğü üzere maddi anlamda atılan adımlar gayet önemliydi. Ancak, top fileyi geçip yere de vursa, çemberden de geçse, çizgiyi geçip ağlara değmeyince sonuç böyle oluyor. Olmak da zorunda, en büyük pazar futbol sonuçta. Kendisi de prensiplerine bağlı kalamadı ve teknik direktörlerin kellesini uçurdu, hem de tribün ve medyanın önüne çok iğrenç malzemeler vererek (Arda-tribün olayları vs.)

vs. vs.

Hepsinin işi zordu; yönetim, teknik direktör, oyuncu. Hepsinden ölen oldu, kimi intiharla, kimi cinayetle. Biz bari aklımıza mukayet olsak.

Hayırlısı,

10 Mart 2011 Perşembe

2-4 zaytung



- 2005'te Konya'da 2-4 kazandığı maçtan sonra, bu haftasonu da Gençlerbirliği maçını deplasmanda hakemin ve oyuncuların benzer performanslarıyla kazanmasından sonra, Fenerbahçe'nin deplasmanda 4-2 kazandığı tüm maçlar incelemeye alındı. Kulüp ise, bundan sonraki deplasmanda 4-2 önde giden maçlar için de bilerek gol yeme veya bir şekilde 5. golü atarak bu durumun önüne geçmeyi planlıyor.

6 Mart 2011 Pazar

Papazlar kaybetti. Yeni bir Başlangıç.


Goal.com iletişim sponsorluğunda doludizgin devam eden Pazarligi'nde ilk 4 haftanın lideri takımımız, 1.lig e çıkma play-off mücadelesinde 6-1 yendiği rakibi Bahadır FC'e 7-4 mağlup olarak ilk yenilgisini aldı. 8 maçlık galibiyet serimiz bu maçta bozuldu. Her mağlubiyetten ders çıkarmak asli görevimiz olsa da, futbol topundan bihaber hakem arkadaşın her iki taraf için de maçı katletmesiyle rahat alınacak bir galibiyetin önüne geçilmiş oldu.

Hakem konusunda organizasyonun yapabileceği birşey olduğunu düşünmüyorum, zira bu tarz turnuvalar hakemlik hiyerarşisi içerisinde en alt basamakta olduğu için gelen arkadaşların da çok kalburüstü olmasını beklemek hayalcilik olur.

Sadece komitenin dediği gibi amaç oyuncuyu sahada tutmak olmalı; kötü niyet yoksa, bütün bi hafta maçın hayalini kuran bir oyuncunun maçın henüz ilk yarısında yaptığı toplam 2 faule 2 sarı kartla ihraç vermek bir takımın ritmini bozmak, hırsını arttırmak için çok önemli bi husus sanırım.

Maça her zamanki gibi kontrollü başlayan Papazlar Mevlüt'ün sert ortasına vurduğum kafa golüyle öne geçip, sağdan ortama dokunan Yavuz'un golüyle farkı ikiye çıkardı. Maç tamamen kontrolümüzde giderken, rakip ancak uzaktan şutlarla kalemize gelmeye çalışırken kırmızı kartın gelmesi (-ki kesinkilke fauldi pozisyon, ama pazarliginde 15.dk da kırmızı görmek için yeterli bi sebep değil) gardımızı düşürdü. 2-0 iken 2 topun direkten dönmesi ise adımıza şanssızlıktı.

Yine 2-2 den sonra 3-2 öne geçmemiz güvenimizi yerine getirmesine rağmen, rakibin akıllı oyunu maçı kaybetmemize sebep oldu.

Bu mağlubiyetin takım rotasyonunu işleteceğini düşünerek, kenarda bekleyen ve oynamaya hazır oyuncularımız açısından bu durumu şans olarak değerlendiriyorum.

Atıf-Serkan-Mevlüt ofans organizasonu bu maç dahil işledi ve bozulmaması gerektiğini düşünüyorum. :))) Bir mesaj olabilir mi acaba Bora Kaptan??

Önümüzde geçen sene final oynadığımız Atletico Fanilo maçı için de bir-iki kelam etmek istiyorum. Bu maçta bizi hakemin White Devils maçındaki kadar koruyacağını düşünmüyorum. Çünkü White Devils lı oyuncular her yapılan faul sonrası hakemi etki altına aldılar ve faul bile olmayan bir pozisyon sonrası rakibe kırmızı gösterttiler. Rakibin faul ya da olmayan her şarında hakem düdüğünü çaldı. Ben kendi adıma şunu söyelebirim ki, kasti olarak yediğim ilk tekmede maçı bırakacağım. Fianl maçında yediğim tekmelerin sekelleri bacaklarımın fotoğrafında saklı. Belki bu maç öncesi olacakları önceden tahmin etme yetisi mutlaka olan komitenin hakem arkadaşı uyarmasını bekliyorum.

Yırtıcı Çağtır'dan 23 numaralı Selçuk adlı arkadaşın her maç 3 kırmızı kart göreceği ama 4 maçta sadece 2 sarı gördüğü turnuvada Kırmızı sonrası verilecek cezanın düşünülerek verilmesini istiyorum.

Bu ana kadar şahsım adına atıığım veya attırdığım gollerden ziyade topa hırsım, mücadelem, takım ruhum; takımım adına futbolu bilerek oynama, son maç hariç efendiliğini hiçbir zaman bozmama ve takım ruhumuzun turnuvaya renk kattığını düşünüyor, , dün maç sonrası komiteden rakadaşlarla yaptığımız diyalog sonrası dileklerimizin komite tarafından dikkate alınacağını düşünüyorum.

Futbol bu. Yenmek te var, yenilmekte. Hakem hataları ile maç kaybetmek te bir renktir. Rengi koyu da olsa. Kişisel amacım White Devils maçına 6 da 6 yaparak çıkmaktı, olmadı. Ama yine de bu maçta turnuvaya büyük bir süpriz yaşatmak istiyoruz. Diğer takımlar gibi bu maça az farklı kaybetmek yerine , kazanmak için çıkacağız.

Herkese selamlar.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Kalecilere dikkat


Yanlış atamıyorsam 4 senedir Sivas maçına kadar frikikten gol atamıyordu Alex De Souza. BU sezon ise sanırım serbest vuruştan 2.golü. İlkini Sivasspor'a atmıştı. İkincisi ise bugün Kasımpaşa karşısında geldi. Alex çok büyük futbolcu ama her iki golü de resmen kaleciler yemek için elinden geleni yapmış, Alex'e de bu orucu bozdurmuşlar.

Kurtuluş


Hız yok, Hırs yok, Oyun görüşü yok, Güç yok, adam akıllı bir tane Orta yok, adam aklıllı bir tane Bindirme yok... Bugüne kadar vardı da şimdi mi yok, YOK...

Kim ışık görmüş te almış cevabı YOK. Dalga geçtiğiniz Sabri'de yukarıda saydığım kriterlerden en azından 2-3 ü var.

Serkan Kurtuluş futbolu bırak, senin bu ülkede futboldan para kazanıyon olman, birçok amatöre bile hakaret.

Maç yazısına mı, HİÇ GEREK YOK..

20 Şubat 2011 Pazar

Saturday Night



- Son 3-4 yıldır NBA All Star haftasonlarından sadece pazar gecesini izledim. Cumartesi geceleri Vince Carter ve Jason Richardson'dan sonra çok tad vermiyordu. Dün de, uyku tutmadığından izledim açıkçası. Ama gece organizasyon olarak muhteşemdi. Hele smaç yarışması, olağanüstüydü.

- Blake Griffin, insan ırkının atletiklik ve güce aynı anda ne kadar sahip olabileceğinin sınırlarını zorladı. Ayakta izledim heyecandan.

- Javale Mcgee'nin çift potaya smacı gecenin en güzel hareketiydi. Hatta Kaan Kural'ın da dediğine katılıyorum. Smaç yarışmaları tarihinde yapılmış en zor ve güzel hareketti. Ama Blake Griffin'in ağzının çember seviyesine ulaşıp dirseğini soktuğu smacı başkası yapsa kolu potada kalırdı heralde.

- Blake Griffin, az kalsın Dwight Howard'ın 2008'de yaptığı smacı 360 dönerek yapacaktı ama Baron Davis'in iğrenç pasları yüzünden 2 dakika dolmasın diye daha kolay ama yine de müthiş bir smaç yaptı.

- 3'lük yarışması için favorim Ray Allen'dı, ama olmadı. Los Angales'te bir Boston'lıyı tutmak yine de güzeldi. Kevin Durant'in sıçmasına da sevindim. Bu adamı Sinan Erdem'den beri sevmiyorum.

- Hafta sonu boyunca oyuncularca giyilen çoraplar çok güzel olmuş. ebay'dan falan bulunup alınası hatta. 13 USD diye duydum.

- Oyun kurucuların yarışması ise saçma sapan bir amaca hizmet etmiş. Her adaya bir öğrenci verilmiş, ki bu öğrencilerin maddi durumları iyi değilmiş; kazananın, adına yarıştığı öğrenciye 30000 USD burs verildi. Kazanamayanlara da daha az miktarda verildi. Mantığını hiç çözemedim. Tam bir fiyaskoydu.

- Çok laf salatası oldu. Ne için? sadece indirip izlemeniz için bir gazdı bunlar.

Buyrun:


http://www.fileserve.com/file/yNzZvRD/NBA.2011.Sprite.Slam.Dunk.Contest.720p.part1.rar


http://www.fileserve.com/file/XdSX4px/NBA.2011.Sprite.Slam.Dunk.Contest.720p.part2.rar

eyvallah

- edit: Brent Barry'den sonra ilk kez bir beyaz smaç şampiyonu oldu.

19 Şubat 2011 Cumartesi

Ünlü düşünür Hagi



- İki takım taraftarının da zevk aldığı maçlar oluyor Telekom'da. Bu iyi mi, kötü mü?

- Mendy Aroma Erkekler Ligi'ne..

- Neymiş? Culio öyle aman aman bir oyuncu değilmiş, sıradanmış, çok beklentimiz olmamalıymış, buymuş Culio. Valla adamın hem defansif hem ofansif anlamda takımı için her şeyi yapması ama götüyle topuğuyla pas vermemesi ise sıradanlık, hepsi sıradan olsa oyuncuların keşke. Top Culio'dayken hissetiklerimle ve başka birindeyken nasıl hissettiğimin farkı büyüktür abi.

- Servet şu takımda kaptanlık pazubandını taktı ya, bırakalım hep beraber bu işleri.

- İnternette bir bahis sitesinde "10 kornerden fazla olur"a 1.60 oran vermiş. İlk yarıda 10'u geçti galiba.

- Bahis demişken, yanımda maçı izleyen (Fenerbahçe'li olduğunu tahmin ettiğim) bir genç "Galatasaray 2 farklı kazanır"ın da içinde olduğu bir kupon yapmış. Tek maçtan yattı ve 4bin tl kaçırdı. Boş kaleye kaçıran Kazım'ın ve son dakikada frikiği paslaşarak kullanan Culio'nun küfür yemediği kimsesi kalmadı galiba.

- Takım frikik kullanırken 3'lüye başlayan taraftar... Pozisyon oldu, tezahürat boşa uçtu gitti. Bu arada "Bizim için bilmem kime goool" tezahüratı bir takımı ateşlemeyeli 20 yıl falan oldu galiba, biz halen söylüyoruz deli gibi.

- ...Dön vicdansız. Çağırmazdım acil olmasa... (10AT) (Böyle miydi o şarkının sözleri?)

- Gerek zaman, gerek sabır.

eyvallah

13 Şubat 2011 Pazar

Sen farklısın kale!!



Maç içinde de olsa kaleciye ismiyle hitap etmek yerine "kale" diye bağırılmasını hiç haz etmemişimdir. Hatta blog sahibi seko kaptanla bile tartışmamız olmuştur idmanda. Neyse...

5 yaşından beri kalecilik yapıyorsun.

Galatasaray'da dokuzuncu seneni yaşıyorsun.

Bu takımda asla birinci kaleci olmadın, olamadın değil olmadın. Yapmadılar. Her zaman haketmedin belki birinci kaleciliği ama, hakettiğinde de vermediler.

Ne zaman görev verilse fizik olarak hep hazır olmana, "elinden geleni" en profesyonel şekilde yapmana ve hatta bu takımın bir şampiyonluğunda başrol oynamana, herkesin bırakıp gitmek istediği en kötü günde bile bu takımın bir parçası olmak istemene, her sene başında seni anadolu takımlarına teklif etmelerine rağmen, sen hiç bir zaman Galatasaray hakkında ileri geri konuşmadın. Aldığın ücreti, oynadığın maç sayısını hiç bir zaman medya önünde artistlik olarak kullanmadın.

Bu ülkenin "genç yetenekleri" birkaç maç başarılı yabancıların arkasında kalıp adı "nöbetçi"ye çıkınca hemen gol sevinçlerini yedek kulübesinde yaşadılar ve hemen küsüp konuştular, transfer dedikodularını yaydılar. O gençler şu an takımlarını en çok seven adamlar olarak geçiyor piyasada. Seni sorsak, Servet denen cibiliyetsizden bile az Galatasaraylı derler, pehh..

Ama sen, yedek kaleci iken bile Galatasaray'ın başarısındaki ufak payından dolayı gurur duydun. As kalecinin gelişiminde yedek olarak hep payın olduğunu düşündün. Belki bir Adler, bir Neuer, bir Valdez, bir Casillas değildin, ama onlar da değildi zamanında, birileri tuttu ellerinden o kadar. Bir Casillas olmazdın ama 3 Volkan olurdun kesin be Aykut.

Türkiye kupası maçlarında oynattılar sadece seni. Hata yapınca medyada konuştular; "Türkiye kupası maçlarında ne olursa olsun Aykut oynayacak." diye. Ama hatalı olduğunun tartışılacağı bir golden hemen sonra kestiler seni. Hem de yine eleyemedi takım o rakibi as kalecisine rağmen. Ama sen konuşmadın yine kimse arkamda olmadı, ikili oynadılar diye.

Ben bir kalecinin mental olarak hazır olmasının bazen teknik özelliklerin bile önüne geçtiğini düşünürüm. Senin arkanda kimse olmamasını bırak, bir hata yapsa da satsak, kurtulsak, assak, kessek, başka kaleci alsak cart curt hede hödö diye bekleyen insanların etrafında cirit attığı bir ortamda yine de çok çok iyi maçlar çıkarttın. Yediğin hatalı golleri o psikolojide sahaya çıkan her kaleci zaten yerdi. Bunu bilemez ama benim üstün ve ilerigörüşlü yöneticim, medyam, yorumcum. Kolay zannederler, her transfer sezonunda adı "anadolu takımlarına kakalanmak istenen oyuncu" listesinde geçen bir kalecinin Galatasaray kalesini korumasının ne kadar zor olduğunu. Aynısını şu an Ufuk'a da yapıyorlar. Çok çok iyi bir kaleci olabilecek bir genci öyle bir baskı altına aldıklar ki, eli ayağı titriyor, saçmalıyor. Sen daha dirençlisin, ama... Ama Mondragon'dan beri bu takım kaleci yüzünden çok kere hüsran yaşadı. Biraz da bizim çocuğumuz Aykut yaşatsın demediler. 1 kez Steau Bükreş maçında yaptın hatayı, bir daha o fırsatı vermediler bile. Bu ülke Volkan'a, Hakan Arıkan'a sahip çıktı ama sana kimse destek bile olmadı be Aykut.

Mondragon demişti ya giderken; "Gözüm arkada değil, çok yetenekli, kaliteli ve karakterli bir kalecisi var Galatasaray'ın diye.", sen kimin kızına karısına yamuk yaptın da seni sevmediler be Aykut?

6 Şubat 2011 Pazar

Papazlar: 13 Winning Seven: 2


Papazlar Pazarligi 1.lige iyi başladı demek biraz mütevazilik olur. Çok iyi başladı. Winning Seven 'ı 13-2 lik bir skorla geçerek, ligin yenisi olmasının yanında iddialılarından biri de olduğunu gösterdi. Diğer takımları bilmem ama Bahadır'ın bu hafta 1 kişi eksik çıktığı platformda biz de kadro kurmakta sıkıntı çekiyoruz, çünkü elimizde birbirine hiç bir üstünlüğü olmayan ve oynamayı hazır bekleyen 10 kişi mevcut. Gökhan'ın iş durumu ve Yavuz'un da gelemeyecek olması bi manada takım kuranlara mutluluk da vermiş olabilir :) Şaka bi yana buradan ilk tebrik solda kusursuz performans sergileyen Bada Ramazan'a.

3'lü defans, bir ön libero-oyun kurucu, bir serbest oyuncu ve tek forvet ile sahaya çıkan takımımız 1 saat boyu düşmeyen temposu ile ilerisi için umut verdi. Bir hafta önce hazırlık maçında Yavuz- Bada- Mevlüt ten yoksun olarak kaybettiğimiz ama dünyaları kaçırdığımız Apache maçı rahat kazanacağını düşünüyorsa şimdiden maçı kaybetmiştir derim. Çünkü ismi kadar çok da eski bir geçmiş ve birlikte oynamışlığa sahip olmayan takımımız giderek birbirine ısınmış durumda ve atak ve defansif formasyonları sonuna kadar kullanabilir durumda, diyebiliriz.

Bize gol atmak güç. 1 basit hata ve bir uzaktan köşeye giden şut dışında sanırım kalemize gelemedi rakip takım. Sert oynamakla saçmalamak arasında bir defansif formatları olduğu için olan yine bizim bileklere oldu.

Neyse ki benim ayağımla gelen peş peşe 2 golle maçın rahat geçeceği izlenimi bilinçaltımızı kuşatmışken, yediğimiz olmadık gol ve ikinci yarı başında kalemizde gördüğümüz gol ile bir anda skor 4-2 oldu. Ama genç olmalarının yanında nefesleri yaşları ile ters orantılı rakip takım futbolcuları son 20 dakika sahada yalnızca gezindiler.

Vallaha ne yazayım skor 13-2. Kim kötü oynadı diyebiliriz ki. Şimdi oturup Bora düşünsün gelecek hafta kimleri oynatacağını.

Serkan: 6 gol
Deniz: 2 gol
Mevlüt: 2 gol
Alper: 1 gol
Atıf: 1 gol
Bada: 1 gol

Bu arada sayılar yanlış olabilir, o kadar çok attık ki kimin ne kadar attığını hatırlamak güç :))

Hakem hakem baksana










Bu gibi pozisyonlar sadece benim futbol izlediğim yaklaşık son 15 yılda bile onlarca kez olmuştur dünyada. Sadece önce üst direğe sonra yere çarpıp oyuna dönen topların ortak özelliğine baktığımda topun gerçekten çizgiyi bariz bir şekilde geçtiği durumlar, geçmeyenlere göre çok çok fazla.


Kimse kızmasın hakemlere, ne yan hakem ne de baş hakem o topun geçtiğinden kesin emin olamaz. Serdar Adalı şu an konuşuyor hede hödö diye. Haklı yanları yok mu? Kesin var. Tribünlerde 20000 kişi görmüş hakem görmemiş. Yuh. Hakemin açısından saniyenin onda biri sürede gerçekleşen o olayı net görüp düdük çalmasını beklemek, hele ligin şu anki psikolojisinde, artistlik olur.

Hakem komitesi, eğitim seminerlerinde, tamamen emin olmadığınız kararı vermeyin, kesin gördüğünüz şeyleri çalın diyor. Ama, bence bir hakem de şu durumda golü versin bir kere. Bir kere de geçmeyen topu geçti deme riskini alsın. O zaman keserler mi adamı? Keserler.
E şimdi noldu?

2 Şubat 2011 Çarşamba

Tiksiniyorum senden


Dergide röportajı yer alan Volkan, ''Çeşitli takımlar istedikleri kadar transfer yapsın yine de bizim takımımızın seviyesine ulaşmaları zor. Tek dezavantajımız bu kalite ve tecrübeyi yeteri kadar sahaya yansıtamamak ki bunu da ikinci yarı çözeceğiz. Bunu da bireysellikten çıkıp takım olma yoluna girdiğimiz için başaracağız'' dedi.

Milli maçta gol yediğinde sevinir hale geldim. Bu kadar itici olmak zorunda mısın be birader.

sana cevap itüsözlük'ten
"berabere kalarak yine rakip takımı sevindirdik." diyen diyebilen kaleci.

şimdi belli ki yaptığı yanlışları anlamayan farkına varmayan bir sporcu. beşiktaş maçından sonra da yapmıştı aynı gereksiz açıklamayı. geçmişi de belli.. bu adamın rakibine saygı, fair-play vs gibi olgulardan habersiz olduğu ortada, ama acı olan bu genci uyaracak bir başkan, yönetici, kaptan olmaması takımda.

devam et volkan. bir gün bir yerde bu konuşmaların ve hareketlerin karşılığını bulacaksın ama, onu da bil.