"Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet'in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur." J. B. Priestley, The Good Companions, 1928

15 Haziran 2011 Çarşamba

Başka



- Serinin Abdi İpekçi'deki 2 maçlık kısmında salondaydım ve sonrasını seyehatle geçirip yeni geldim eve. Dolayısıyla 5. maçı havalimanında olduğum için izleyemedim.

- 3. maç rakiple beraber hakemleri de mağlup eden Galatasaray CC takımı. Kendi sahanda da olsan çok kritik yerlerdeki o kararlar maçı az daha götürüyordu.

- 4. maç 1 ve 3. periyod çok kötü basketbol. 4. periyod salonun yıkılma tehlikesiyle beraber bir geri dönüş ama sonuçta mağlup olduktan sonra soyunma odasından çağırılıp 3'lüye eşlik ettirilen bir takım. Çünkü bu takım, Galatasaray forma ve sevgisinin gerektirdiği gibi inancın asla kaybolmadığı bir takım olduğunu bu sene hep gösterdi bize.

- 5. maçı Galatasaray'a getiren unsur 40-33 ribaund üstünlüğü ve özetten izlediğim kadarıyla hızlı hücumların çok doğru zamanlarda ve kişilerle bitirilmesiymiş.

- 3-1 geride olduğun seride, şampiyon olmak için rakibini 1 kez içeride 2 kez deplasmanda yenmen gerektiğini bile bile, salonda şampiyonluğa hazırlanan taraftarların önünde, basının "Fenerbahçe şampi..." diye başlıklar attığı ve karaborsacıların biletleri şampiyonluk bileti diye 100 liradan kapı açarak sattığı maçı almak. Galatasaraylılık.

- Daha fazla bir şey yazamıyorum. Her zaman bu takım için inancım sonuna kadar devam etmiştir. Halen de öyle. Ancak bu zamana kadar bu senenin biz tarafarlar açısından bu şekilde geçmesini sağladıkları için zaten şampiyon gözüyle baktığımız Galatasaray CC takımı artık bambaşka bir boyuta taşımıştır bu duyguyu.

fotoğraf için kutaya teşekkürler

Hiç yorum yok: